Sessiz Yüreklilik

Alabama, Montgomery. 1 Aralık 1955. Akşamın ilk saatleri. Bir halk otobüsü durağa yaklaşır ve sade giyimli, kırklarında bir kadın otobüse biner. Bütün bir günü Montgomety Fair mağazasının karanlık bodrum katındaki terzide bir ütü masasının üzerine eğilmiş halde geçirmiş olmasına rağmen dimdik durmaktadır. Ayakları şişmiş, omuzları ağrımaktadır. Zenciler bölümünün ilk sırasına oturur ve sessizce otobüsün yolcularla dolmasını izler. Ta ki şoför, yerini beyaz bir yolcuya vermesini emredinceye kadar.

Kadının ağzından, 20. yüzyılın en önemli vatandaşlık hakkı protestolarından birini ateşleyen tek bir kelime çıkar.

O kelime “Hayır”dır.

Şoför onu tutuklatmakla tehdit eder.

“Buyrun, tutuklatın” der Rosa Parks.

Bir polis memuru gelir. Parks’a neden yerini değiştirmediğini sorar.

“Neden hepimizi itip kakıyorsunuz?” diye cevap verir sadece.

“Bilmiyorum” der polis. “Ama kanun kanundur ve sen de tutuklusun.”

Yapılan duruşmayla kamu düzenini bozduğu kararının verildiği öğleden sonra Montgomety Kalkındırma Derneği, şehrin en yoksul kesimindeki Holt Street Baptist Kilisesi’nde Parks için bir gösteri düzenler. Beş bin kişi, Parks’ın yürekliliğini desteklemek için bir araya gelir. Oturacak yer kalmayıncaya kadar kiliseye doluşurlar. Geri kalanlar dışarıda hoparlörleri dinleyerek sabırla bekler. Martin Luther King Jr. kalabalığa seslenir. Onlara “Zulmün demirden ayağının altında ezilmenin insanların canına tak ettiği bir an gelir” der.

Parks’ın cesaretini över ve onu kucaklar. O ise sessizce durur, varlığı bile kalabalığı heyecanlandırmaya yeter. Dernek, şehir çapında 381 gün süren bir otobüs boykotu başlatır, insanlar işe gitmek için kilometrelerce yolu zar zor yürür. Tanımadıkları insanlarla arabalarını paylaşırlar. Amerikan tarihinin akışını değiştirirler.

Sessiz Güç

Rosa Parks’ı her zaman cesur ve haşmetli bir kadın, bir otobüs dolusu ters ters bakan yolcuya göğüs gerebilen biri olarak hayal etmiştim. Ama 2005’te doksan iki yaşında öldüğünde, hakkında çıkan başsağlığı ilanlarında ondan alçak sesle konuşan, sevimli ve ufak tefek biri olarak bahsediliyordu. “Çekingen ve utangaç” olduğu ama “bir aslanın cesareti”ni taşıdığı söyleniyordu. Yazılar “radikal bir tevazu” ve “sessiz yüreklilik” gibi tabirlerle doluydu. Bu tarifler dolaylı olarak, “sessiz ve yürekli olmak ne anlama gelir” diye soruyordu. Nasıl utangaç ve cesur biri olabiliyordu?

Parks’ın kendisi de bu paradoksun farkında görünüyordu; otobiyografisine Quiet Strength (Sessiz Güç) adını vermişti; bizi, varsayımlarımızı sorgulamak zorunda bırakan bir isim. Sessiz neden güçlü olmasın? Ve sessiz, ondan ummadığımız daha başka neler yapabilir?

Susan Cain

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s