Kaygı İklimi

Kaygı, vücudumuzu tehlikelere karşı korunmaya hazırlayan en önemli savunma araçlarımızdan. Bu savunu aracının doz aşımı da –her konuda olduğu gibi- zarar verici olabiliyor. Hangi tehlikeye karşı vücudumuzu, benliğimizi, varlığımızı koruyacağımız da günümüz koşullarına göre şekil değiştiriyor. Yeni tehditler, aklımıza gelmeyecek tehlikeler beliriveriyor. Ve varlığını korumak isteyen birey, bu tehlikelerin gerçekleşebileceğini düşünerek korku/kaygı geliştirebiliyor. Bu kaygı, tehlikenin gelip bizi bulmamasına yönelik gerekli önlemleri almamız için motivasyonumuzu artırdığında işlevsel. Korkunun bizi paralize ettiği, çaresizliğe düşürüp normalde yapabileceklerimizden alıkoyduğu seviyede ise zararlı.

Çocuklar söz konusu olduğunda ise işin içine giren başka boyutlar da var. Gelişmekte olan zihnin henüz tehlikenin boyutunu doğru tartamaması (tehlikenin boyutundan abartılı algılanıp dehşete düşürmesi), ya da duygularını doğru şekilde düzenleyemeyip bu kaygıda takılıp kalması, yetişkinliğe ulaşmamış bireylerde sıklıkla görülüyor. Çocuk ve gençler, böyle durumlarda duygularını düzenlemeye yardımcı olacak ebeveynlere ya da güvendikleri yetişkinlere ihtiyaç duyuyorlar.

Son dönemlerde dünyanın gündeminde olan, genç aktivist Greta Thunberg’in çabalarıyla daha da göz önüne çıkan iklim değişimi ile ilgili endişeler çocuk ve gençlerin dünyasında da belirgin bir şekilde yer edinmeye başladı. Kendi yaşlarına yakın birinin uyarısı, genç zihinlerde daha da etkili bir şekilde yankılandı. Bu ilginin kendilerini, çevreyi, dünyayı korumaya yönelik adımlar atmaya olanak sağladığı; çocuk ve gençlerin kendilerini ifade edebildiği, yaşadıkları dünya üzerinde kendilerinin de bir etkisi olabileceğini hissettikleri durumlarda işler olumlu ve hatta geliştirici. Peki ya dünyanın geleceği ile ilgili endişe kronik bir umutsuzluk ve çaresizliğe dönüşüyorsa?

Her birey, ama özellikle de çocuklar, geleceğin güzel olacağı, iyiye doğru evrileceği hissine ihtiyaç duyar. Dünyayı bekleyen felaketlerin ne kadar yakın ve gerçekçi olduğunu bilimsel verilerle ortaya koyan iklim krizi tartışmaları ise, geleceğin iyiye gideceğine dair inancımızı kırıp, temel güven duygumuzu zedeliyor. Bir de üzerine, gerekli önlemleri alma ve toplum yararına adımlar atma yükümlülüğü olan otoritelerin gerekeni yapmadığı inancı yerleşince, kaygının boyutu da zararları da artıyor.

Bu durumda ne yapabiliriz? Çocuklarla, gençlerle bu konuları konuşmayalım mı? Soru sorduklarında ne demeliyiz? “Bize bir şey olmaz” inancını yerleştirmek sanki en kolayı… “Zaten çocuk halleriyle böyle şeylere karışmasınlar, bunlar büyüklerin işi der geçeriz” seslerini duyar gibiyim. Ya da “yapılabilecek bir şey var mı ki?” düşüncesiyle kendi kaygısı içinde boğulup çocuğunu göremeyecek durumda olanları.

Yapılabilecekler var, bir de yapılmaması gerekenler. Çocukların düşüncelerinin küçümsenip, bu konular senin boyutunu aşar hissini vermek, yapılmaması gerekenlerin başında geliyor mesela. Ya da –sanki mümkünmüş gibi- çocuğu gerçeklerden, bilgilerden mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışmak. Yeni neslin, bilgi erişim becerisinin bizlerden çok daha iyi olduğunu unutmamak gerekir.

Peki ne yapmalı? Çocuğunuz bu konulara ilgi gösteriyorsa onunla konuşmak, fikirlerini dinlemek, zihnindeki senaryoları anlamaya çalışmak; bunları yaparken dürüst ve açık davranmak önemli. Bilgi paylaşımı, çocuğun yaşıyla orantılı olmak durumunda, ama kendisinin ne bildiği, duyduklarını zihninde nasıl felaket senaryolarına bağladığını anlamak önemli. Anlattıklarını, böyle şeyler olmaz diye geçiştirmemek, korkusunu anladığınızı belirtmek ve bu senaryoların olma olasılığını beraber irdelemek, varsa yanlış bağlantıları düzeltmek, çocuğunuzun sağlıklı bir dünyada yaşaması için sizin de elinizden geleni yapacağınızı belirterek korunacağı hissini kuvvetlendirmek, yapabilecekleriniz arasında.

Endişe veren durumun önüne geçmek için kendi etki alanınızda aktif olmak önemli. Biz ne yapabiliriz sorusu ile birlikte bir plan yapmak, yetişkin olarak kendisine rol model olacak davranışlarda bulunmak, onun geleceğine önem verdiğinizi göstermenin en güzel yollarından.

İklim değişiminin etkilerini azaltmaya yönelik adımlar, kendi hayatımızdaki bazı lükslerden vazgeçmeyi gerektiren ve bunun faydalarını kısa sürede göremeyeceğimiz türden. Yani çocukların dünyasının tam tersi. Bir nevi sene başında söz verilen ama hiç gelmeyen karne hediyesine benziyor. İşin bu yönü, çocukların hazzı hemen alamayacakları konular için de çaba sarf edilebileceğini öğrenmesine güzel bir fırsat yaratabilir.

İklim krizi için endişelenen çocuk ve gençlerin doğa sevgisinin ve doğa ile içiçeliğinin beslenmesi, birlikte aktiviteler yapılması, hem dünya hem de aile iklimini korumada faydalı. Bu konu etrafındaki sohbetleriniz, çocuğunuzla ilişkinizi kuvvetlendirecek ortak bir ilgi alanına neden dönüşüvermesin?

“Çocuklar geleceğimizdir” klişesini bırakıp çocukların geleceği için uğraş sarf etmenin vakti geldi de geçiyor bile.

Unutmayalım, bugün iklim, yarın deprem, ya da dünyayı saracak bir virüs… Endişe verecek konular hep olacak; farkı yaratan nasıl baş ettiğimiz.

(Not: Yazı, Milliyet Gazetesi için hazırlanmış ve kullanılmıştır.)

Ceyda Dedeoğlu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s