Çifte Minarenin Yüzyıllar Boyu Yaşayan Ustası ile Çırağı

Erzurum’da Çifte Minare olarak bilinen yapı,  Anadolu’daki en büyük medrese ve eğitim kurumudur. 1253 yılında yapımı tamamlanan yapının en belirgin özelliği tuğla kaplı minarelerinin yapımının yarım bırakılmış olmasıdır. Çifte Minare’nin neden tamamlanamadığının öyküsü ise şöyledir :

O dönemlerin ünlü bir ustasından iki minareli bir medrese yapması istenmiş. Usta toparlamış malzemeyi, bir de çırağını almış yanına… Çırak toymuş, bilgisizmiş. Ancak ” Hiç yoktan iyidir” diye düşünmüş usta…”Belki yanımda çalışır da, benden bir şeyler kapar, meslek sahibi olur yavrucak…”

Harcı birlikte karıştırmışlar, tuğlaları birlikte dizmeye başlamışlar. Çırak  işinden hoşnutmuş. En iyi ustanın çırağı olmak, her baba yiğidin harcı değilmiş, ne de olsa…”Ne kapsam kârdır” diye düşünmüş ve bir yandan eli işindeyken, bir yandan da ustasının her yaptığını gözüyle, kulağıyla izlemeye koyulmuş.

” Oğlum, koş su getir” dermiş usta, çırak koşar  anında getirirmiş suyu…
” Oğlum, şu demiri bük bakalım” dermiş usta, çırak anında büküverirmiş demiri…

Çırak ilk haftadan sonra, işin kabasını iyiden iyiye kavramış, ama bu öğrendikleriyle yetinmemiş, sorular üstüne sorular da sormaya başlamış ustasına…Onun, “Usta şu işi neden böyle yaptık? ” Ustam ” bununla bunu neden bu oranlarda birbirine kattık?” gibi sorularını da usta büyük bir zevkle  yanıtlarmış.

Genç çırağının işini böylesine içtenlikle öğrenme isteği, işine dörtelle sarılması, öğrendiklerini başarıyla uygulaması çok hoşuna gitmiş ustanın… Hoşuna gitmekle kalmamış bir de güven duymaya başlamış çırağına… O denli  güvenmiş ki, öteki minarenin yapım işini tamamıyla ona bırakmış:

“Haydi bakalım, ben bu minareyi yaparken sen de diğer minarenin yapımına başla” demiş. Genç çırak büyük bir coşkuyla başlamış kendisine emanet edilen minareyi yapmaya… Çalışması ilerledikçe ve minare yavaş yavaş yükselmeye başladıkça, bu kez önemli bir ayrım çarpmaya başlamış ustanın gözüne…

Çırağın yapmakta olduğu minare, daha da başka bir güzellikle çıkar olmuş… “Vay bizim meraklı çırak vay”diye söylenmiş kendi kendine…”Amma da cevher varmış meğer bizim çocukta…”

Her geçen gün minare daha da yükseldikçe, genç çırağın yeteneği de her gün daha da belirgin bir biçimde gözler önüne çıkıyormuş. Ustasının gönlünde çırağına hayranlık duygusu o denli güçlenmiş ki, onun hemen her insana özgü mesleksel kıskançlık duygusunu yeşertmemiş bile… Kendi yapmakta olduğu minarenin, ustanın minaresinden daha güzel olduğunu genç çırak da görmeye başlamış. Hatta kendi kendine konuşmaya başlamış bile bu konuda:
“Benim işçiliğim meğer daha güzelmiş ustamın işçiliğinden”demiş. Benim işçiliğim onun işçiliğini gölgede bırakıyor…

Genç çırağın kendi işçiliğine olan hayranlığı ve güveni delikanlılık rüzgarıyla ve deneyimsizliğiyle birleşince kısa sürede şımarıklığa dönüşmüş. Usta-çırak ilişkisinin meslek yaşamında ne denli önemli olduğunu, bildiği her şeyi ustasından öğrendiğini yavaş yavaş da değil, hızla unutmaya başlamış. Her şımarıklık gibi, onun bu şımarıklığı da küstahlığa dönüşmüş. Olur olmadık yerlerde ve incir çekirdeğini doldurmayan nedenlerle,  ustasına  dik dik konuşmaya, ona ters ters yanıtlar vermeye başlamış. Ustası genç çırağında  bu tavır değişikliğini izliyor, içten içe üzülmesine karşın, büyük bir sabır göstererek, bu tavırları görmezden geliyormuş. Fakat çırağının o son gün  yaptığı bir küstahlık karşısında daha fazla dayanamamış, büyüklüğünün ve ustalığının onurunu zedeletmemek adına bunları bir anda  unutuvermiş. Kendisinden duymaya alışık olmadığı ses tonu ve ifadeyle çırağının kendisine su getirmesini istediğini duyunca, usta içinin en içinde bir sızı duyumsamış.

Çırağının “ben çok susadım usta… Git, bana şu karşıdaki çeşmeden bir testi su getir” sözleri ucu sivri iki yanı keskin bir bıçak gibi saplanmış içinin en içine…Minarenin üstünden inmiş, karşıdaki çeşmeye gitmiş, elindeki testiye su doldurduktan sonra bu kez çırağının yapmakta olduğu minareye tırmanmış, su testisini çırağına vermiş.

Sonra aşağı inmiş birkaç adım ötedeki kendi yapmakta olduğu minarenin tepesine çıkmış ve … Ustası kimliğiyle, çırağına son ustalık dersini vermiş: Kendini minareden aşağı atmış.

Ustasının tüm hareketlerini büyük bir merakla izleyen çırak, biranda ayırdına varmış kendisinin çırak olduğunun…Bir çırak kimliğiyle o da ustasından aldığı en son çıraklık dersini öğrendiğini kanıtlamış ustasının karşısında…

O da işini bırakmış,  kendini atmış aşağı yapmakta olduğu  minarenin tepesinden…

Erzurum’da “Çifte Minare ” diye bilinen ikisi de yapımı tamamlanmamış karşılıklı iki minare, şimdi biri ustalığın, öteki çıraklığın gurur anıtları olarak sürdürüyorlar varlıklarını ve anlamlarını…

Barış Mete

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s