•Yetişkin dili – çocuk dili•

Gerçekte kaç yaşında olduğumuzu kim bilebilir(!)

Fiziksel yaşımızı hatırlatan nüfus cüzdanımız kaç yaşındayız bilebilir mi gerçekte(!) Bugün defalarca aynı soruyu sordum kendime.

Bir yanda yetişkinler, diğer yanda ise ‘küçük olduğuma aldanma, gözlemle beni, fark et ve kalbinle dinle’ diyen o çocuklardan ikisiyle beraberdim bugün…

İçimi u’mutlandıran ancak kalbimin sorgu memuruna takılı kaldığım anlardan geçtim. Yetişkinler ordusunun bir üyesi olan ben, aslında çocuklardan öğrenecek ne kadar çok şeyimiz olduğunu bir kez daha öğrendim çocuk dilinden. 

Masumiyeti, doğal’lık kavramını onlar sesli sessiz harflerle hatırlatırken kaybettim bugün kendimi. Onlar mı büyüktü gerçekte, yoksa ‘yetişkin’ diye ortada böbürlenerek gezen bizler mi? 

Kaçımız acaba gerçekte onları kalpten dinledik. Kaçımız onlara hazırladığımız ciddi yaşamsal tuzakların farkına vardık. Kaçımız onlara yerleştirdiğimiz onlarca olumsuz duygununun dönüşümü için yetişkin olarak kendi düğmemize bastık.

Soruyorum. Gerçekte biz kimiz?
Dost mu yoksa düşman mıyız kendimize, gezegenimize, içimizdeki ve dışımızdaki masumiyet ve güzelliklere.

Ben bugün, ayaklarıyla narince toprağa basarken, “çiçeğe bastığımızda canı yanıyor onun da’ diyen o çocukta kayboldum.

Bir çiçek tohumunun büyümesi için, toprakta tohuma hava kanalı açacak minik solucanlara ihtiyacı olduğunu söyleyen çocukta kayboldum…

Verdiğim tohumları toprağa ekerlerken; “uzun zaman sonra güneşi görmesinler onları fazla derine gömmemeliyiz. Su, toprak, güneş ve en çok sevgiyle beslenir onlar” diyen o iki çocukta kayboldum.

Yetişkinler ile sohbeti bırakarak onları dinlediğimde yaşama dair söyleyecek ne kadar çok şeyleri olduğunu farkettiğimde kimliğim ve yaşımın hükümsüzlüğünde var oldum.

Doğanın dilinden anlayan ve en şaşırtıcısı da bir tohumun canlı olduğunu üstelikte büyüdüğünde, ağaç mı yoksa çiçek mi olacağını bildiğini söyleyen ve sohbetin ilerleyen bölümünde ise yaşamdaki tehlikeleri dilleri döndüğünce anlatan o çocukların dilinde lâl oldu yetişkin dilim. Zihnimin dar ve sisli sokaklarında yürüdü benliğim, utandı yetişkinliğim.

Sen büyüdün, ben büyüdüm de ne oldu, binbir rol aldık yaşamda… Peki bizler büyüme telaşındayken en değerli hazinemizi yetişkinler ordusuna girişte bağışlamadıysak nerde bıraktık.

Biz gerçekte büyüdük mü şimdi, yoksa büyürken en değerli hazinemiz olan ‘masumiyetimizden’ vazgeçip, aslında gittikçe fakirleşerek, üstelikte farkına varmaksızın kendi kurduğumuz onlarca tuzağın içine mi düştük.

Yetişkin ve çocuk dilinin bir bileşkesi yok mu bizim gezegenimizde ! Ve yok mu içimizdeki ve dışımızdaki masumiyeti kaybetmenin ‘dikkat tehlikeli viraj’ ya da ‘dur’ işareti yetişkin dilinde.

Az sonra gideceklerdi, ancak istedim ki bu satırlarda kalsınlar hep ve kaldıysa çocuk kalbimiz dokunsunlar bize de. Kalemim vardı zira bir tek elimde zamana, yetişkin diline meydan okurcasına not düşecek, en güzeli ‘yetişkin çocuk olmak‘ diyecek. Ve yine aynı zamandı beni yarattığımız dünya gerçeğine geri döndürecek!

Bir orta yolu yoksa yaşamda bu iki dilin,
Nazım Hikmet’in dizelerinde olduğu gibi.

“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne.

Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında,

Dünyayı çocuklara verelim
Kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi,

Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar.
Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı.

Çocuklar dünyayı alacak elimizden…
Ölümsüz ağaçlar dikecekler.”

Evren’den ✍🏻

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s