Belki düzelir

Çoğu kişi kapımı ümitsizlikle çalıyor. ‘’Çok denedim olmadı.’, ‘Yeni birini tanımaya gücüm yok.’, ‘Ben ilişki yaşamayı bilmiyorum sanırım.’, ‘Ben bu işi yapamıyorum.’ …. Her gün duyduğum umutsuzluk kokan cümlelerin sadece birkaçı bunlar. Kabuğu deştiğim zaman altından çıkansa, genelde ilişki yaşamayı bilmemek değil, yanlış ilişki içinde kalmakta ısrar etmek oluyor. Yani bırakmayı bilmemek! Tek başına çabalayarak o ilişkiyi sürdürebileceğine inanmak. Günün sonunda her şeyin yoluna gireceği yanılgısına tutunup mutsuz, yetersiz, değersiz, huzursuz hissetmesine rağmen, tüm gücünü o uğurda tüketmek. Peki neden bırakmak bu denli zor? Onaylanma ihtiyacı? İlişkiyi bitirmenin sorumluluğunu almaktan kaçınma? Narsist bir bireyle olan ilişkide zedelenen özgüvenin bırakıp gitme cesaretini elinizden alması? Bağlanma sorunu olan bir bireyle yaşanan ilişkideki dengesizlik ve kısır döngüden kurtulamama? Doymadığınız, doyurulmadığınız bir ilişki içinde kalmak noktasında bu ısrarınız ne için? Kurtarmaya çalıştığınız şey ilişkiniz mi yoksa sevgilinizin size olan sevgisini görmekle kazanacağınızı sandığınız, ancak aslında varoluşunuzla zaten sahip olduğunuz değeriniz mi?
İnsan sevildiğini hisseder ve sevildiği yerde mutludur. Mutlu hissettiği yere aittir insan. Eğer bir ilişkide sevilmek, sevildiğinizi hissetmek, duyulmak, anlaşılmak için çok fazla mücadele etmeniz gerekiyorsa bulunduğunuz yeri kontrol etmenizde fayda var demektir. Hep sizin alttan almanız sayesinde, yani sizin çabanızla ilişki dengede kalıyorsa gücünüzün elbet tükeneceğini ve bir gün terazinin dengesinin sizin kontrolünüz dışında şaşacağını bilmenizde fayda olduğu gibi. Sevmek çok göreceli bir kavram aslında. Yani her insanın sevebilme kapasitesi farklı olduğu gibi sevmeyi bilme, gösterme şekli de farklıdır. Bu noktada çoğunluk karşımdaki ‘Beni seviyor mu?’ noktasına o denli takılıyor ki, ilişkide kendi, nasıl sevilse kendine iyi gelecek kısmını atlıyor. Karşı taraf tarafından ‘kabul görmeye’ o denli odaklanıyor ki ‘Bu ilişkiden ben ne bekliyorum, alabileceğim ne var? Bana verilebilecek olan bana yetecek mi? Doyumlu ve keyifli bir ilişki yaşayabilecek miyim?’ sorularını kendine sormayı unutuyor. Ve dürbünü kendi hissettiklerinden çok karşısındakine çeviren kişi bu oyunun sonunda yara alıyor.

Bu hayatta her şeyin temeli ihtiyaçlarımız olup, yaşam kalitemiz bunları sağlıklı bir şekilde doyurup doyurmamamıza bağlıdır. Çoğu insan yalnızlıktan o denli korkarak yaşamaktadır ki, oldurmaya çalıştığı ilişkinin aslında kendi istemediği bir ilişki olduğunu görememektedir. Bir insanın kendini yok sayması ile eşdeğer bir durumdur bu! Tek bir olasılığa odaklanıp, kendi diğer tüm ihtiyaçlarını yok saymaktır. Kendine yapılabilecek en büyük haksızlıktır hem de! Peki sizin yok saydığınızı, kıymetsizleştirdiğinizi, sahip çıkmadığınızı karşı taraf ne yapsın? Nasıl saygı duysun, nasıl var sayıp sahiplensin, hiç düşündünüz mü?

Neden bırakamıyoruz? İnsan başkasını çok sever de kendini sevmeyi hep atlar. Sevilebilmek için başkalarının ihtiyaçlarını ve arzularını karşılamayı öğrenmiş, kendi ihtiyaçlarına sahip çıkmayı, kendini ortaya koymayı öğrenememiş bir insan bırakamaz. Bakıcı ve koruyucu rolünü üstlenmiş bir insan, başkalarının sorumluluklarını da yüklenir, ve tek başına bir ilişkiyi oldurabileceğine inanır; bırakamaz. Var oluşunu bir başkasının kabulüne/onayına bağlayan, hayatında bir kişinin var olması ile değer kazanacağına inanan insan bırakamaz. İlişkiyi bırakması sonsuz bir boşluğa yuvarlanması demektir bu insanın çünkü. Mağdur rolünde büyümüş, sorumluluk almayı bilmeyen bir insan da bırakamaz. En çok yapabileceği şey farkında olmadan ilişkiyi sabote ederek kendini terk ettirmek ve mağduriyetini kendine kanıtlamaya devam etmektir.

Özetle hepimiz büyürken çeşitli roller yüklenip çeşitli karakterlere sahip oluyoruz. Ve sonrasında seçtiğimiz insanlar da bu rolleri tekrar uygulayabileceğimiz insanlar oluyor. Eğer rolümüzü yanlış öğrendi isek hayatımıza yanlış kişileri almamız ve yanlışta ısrar etmemiz de o oranda kaçınılmaz oluyor. Eğer hayatımda hep aynı senaryo tekrar ediyor diyorsanız, belki de rolünüzü gözden geçirme zamanınız gelmiş demektir. Çünkü bir şeyin olması için ‘Ol’ demeye gerek yoktur. Olacak olan ol demeye gerek kalmadan uyum içinde olur. Huzur ve sağlıkla…

Dr Ece Uslu’ya teşekkürler

Sevgilerimle,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s