Author Archives: Prof. Dr. Gökhan Akbulut

Olmaz dediğin ne varsa…

“Allah der ki; kimi benden çok seversen onu senden alırım.

Ve ekler; ‘O’nsuz yaşayamam’ deme, seni onsuz da yaşatırım.

Ve mevsim gecer gölge veren ağaçların dalları kurur

Sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur.

Aklin şaşar, dostun düşmana dönüşür.

Düşman kalkar dost olur.

Öyle garip bir dünya…

Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur..

Düşmem dersin, düşersin..

Şaşmam dersin, şaşarsın…

En garibi de budur ya; 

Öldüm der durur yine de yaşarsın ! “

 Rumi 

mide kanseri önlenebilir mi?

Mide Kanseri

Akciğer kanserinden sonra en tehlikeli kanser tiplerinden biridir.

 

Önlenebilir Risk Faktörleri 

 

Beslenme

  • Tütsülenmiş, tütsülenerek saklanan gıdalar
  • Vitamin A ve C eksikliği, besinlerle yeterince alınamaması
  • Aşırı tuzlanarak saklanan yada hazırlanan gıdalar

 

Meslekle ilgili

  • Plastik sanayisinde çalışmak
  • Zift ve buharına maruz kalmak 
  • Radyasyon’a maruz kalmak, meslekle ilgili sebepler arasındadır. 

 

Alışkanlıklar

  • Sigara, diğer kanserlerde olduğu gibi mide kanserinde de önemli bir risk faktörüdür. 

 

İnfeksiyon

  • Helikobakter pilori
  • Epstein Barr virüsü, mide kanseri ve mide lenfoması için risk faktörü olarak kabul edilmektedir. 

 

Prekanseröz lezyonlar

  • Adenomatöz polipler
  • Kronik atrofik gastritis
  • Displazi
  • İntestinal metaplazi
  • Menetrier hastalığı, prekanseröz lezyonlardır. Bu lezyonlar zaman içinde kansere dönüşebilirler. 

 

Bir aşk hikayesi

🎼🌹🎤
ALTAN’S MUSIC /
ALTAN DİYOR Kİ;

BİR AŞK HİKAYESİ…

1996 yılında, Sultanahmet’te bir evde pek çok fotoğraf ve evrak bulduk. Bir çanta mektup, 7 albüm fotoğraf ve sayfalar dolusu nota.
Bir kemancı vardı fotoğraflarda ama tanıyamadım. Ev sahibi de tanımadığını söyledi. Hepsi çatıdaki bir sandıktan çıkmış. Şaşılacak şey…
O kadar çok nota sayfası vardı ki ve öylesine özenle yazılmışlardı ki hayran kaldım.

Aklıma bir anda Cihat Aşkın’a haber vermek geldi. Cihat Aşkın, memlekette keman işi konusunda bir otorite. E tabii o vakitler telefon falan yok. Birkaç örnek alıp Cihat Hoca’ya götürdüm.
Cihat hoca notaları görünce çok heyecanlandı.
-Tekin Bey, bunların devamı var mı? dedi.
-Bir sandık, dedim. Gözlerinin içi parıldadı.
-Gidelim hemen, dedi. Gittik.
Meğer tam bir hazine bulmuşuz. Çakmıyorum ki müzik işinden. Fakat Cihat hoca alıyor bir sayfa mırıldanıyor.
Baktım sahiden nefis ezgiler.

Seyyan Hanım isminde bir şarkıcı varmış, ona ait eşsiz fotoğraflar. Sonra sahipsiz mektupların içindeki tarihi vesika niteliğindeki bilgiler…
Dayanamadım, sordum sonunda:

  • Cihat Hocam kim yazmış bunları? Kim bu müzisyen?
  • Necip Celal, dedi.

Arkadaş tanımıyorum ki… İçimden “Çok güzel” dedim. Necip Celal’se iyi. Anlamadığımı görünce o ünlü şarkıyı mırıldandı Cihat Aşkın:

“Sevdim bir genç kadını
Ansam onun adını
Her şey beni ona bağlar
Kalbim durmadan ağlar”

Yuh, bu şarkıyı kim bilmez! Tango gibi tango!
Çok acayip bir şeyler bulduğumuza bir kere daha ikna oldum. Ev sahibi bunları çöpe atacaktı. Ev temizliği diye giriştikleri işten nasıl bir hazine çıktı!
Ev sahibi kadın çok bir para istemedi.

  • Aman alın götürün de yeter, dedi. Aldık, götürdük. Taksiye yükledik her şeyi.
    Takside konuşuyoruz Cihat Hoca’yla. Daha doğrusu o sevinçten havalara uçmuş vaziyette. Şu ekteki fotoyu gösterdi.
  • Kim bu? dedi.
  • Bilmem ki hocam.
  • Yahya Kemal
  • Nasıl Yahya Kemal hocam bu?
  • Gençliği, Paris yılları.
  • Necip Celal’de ne işi var?
  • E soyadı
  • Soyadı mı?
  • Necip Celal’in soyadı Andel. And içen kişi demek. Bu soyadını ona veren de Yahya Kemal. Böyle bir ahbaplıkları var.
  • Vay be! Peki şu kadın kim?
  • Ha o mu, meşhur Seyyan Hanım. Seyyan Oskay.
  • Ben tanıyamadım. Çıkaramadım adını.
  • Necip Celal’in şarkısını söylüyor.

– Hangi şarkısıydı?

“Mazi kalbimde bir yaradır
Bahtım saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin hatıradır”

  • Aaaa bildim, bildim. Bu şarkıyı söyleyen Seyyan Hanım mı yani?
  • Evet, yalnız sözler Necdet Rüştü’nün. Müziği ise Necip Celal Andel’in.
  • Nefis!

Cihat Aşkın’ın evine gittik. Büyükçe bir masa vardı. Koyduk evrakları üstüne.
Heyecanla hepsini seçiyoruz. Elime bir gazete haberi geçti, ünlü Alman sinema artisti Evelin Hold, Necip Celal’in meşhur “Mazi” şarkısını okumuş. Nerede? Kadıköy Hale Sineması’nda!
Vay be! Süpermiş.

Bir başka notta bu gazete haberinin hikâyesini anlatmış Necip Celal.
Haliyle inanmamış böyle dünyaca ünlü bir starın ülkemize gelip onun tangosunu söylemiş olduğuna:
“Çok hoşuma giden bu Alman artisti ne münasebetle ülkemize gelsin de benim tangomu okusun” demiş.
İnanmamakta ısrar eden Necip Celal’e bir arkadaşı gazetedeki bu haberi göstermiş.Haber doğru!
Beyoğlu’ndaki meşhur Tokatlıyan’da kalıyor Evelin Hold.Telefon ediyor Necip Celal.Teşekkür ediyor.Evelin Hold da kendisini uzun süredir aradığını, muhakkak görüşmek istediğini söylüyor
Necip Celal Andel de tıpkı Rodrigo gibi âmâ… Evelin Hold, Andel’in gözlerinin iyileşmesi için temennilerde bulunuyor ve Hale Sineması’ndaki konsere davet ediyor.

Evelin Hold, sahneye adımını atar atmaz salon yıkılıyor alkıştan. Hınca hınç dolu o gece Hale Sineması
Vaktiyle Londra’da duvarlara:
“Clapton is God” yazarlarmış. Evelin Hold da o gece öyle alkışlanıyor.
Sırasıyla; Fransızca, İtalyanca, Almanca şarkılar söylüyor ve nihayet sıra Türkçe şarkıya, yani Necip Celal’in Mazi’sine geliyor.
İşte o an Evelin Hold’un jesti geliyor…
Elini kaldırıp Necip Celali işaret ediyor Evelin Hold ve
“Mazi, Necip Celal” diyor.

“Ne göğsünde uyuttu beni
Ne buseyle avuttu beni
Geçti ardından uzun yıllar
O kadın da unuttu beni” diyor!

Şarkıyı o gece 4 defa söyletiyorlar Evelin Hold’a. Ortalık alkış kıyamet..
Şarkı bitince kulise gidiyor Necip Celal. Evelin Hold’a bir kere daha teşekkür ediyor ve ellerinden nazikçe öpüyor.
Fakat Evelin Hold sahiden hayran olmuş Necip Celal’e. O şiveli konuşmasıyla:

  • Ne harika tangolar bunlar Necip Bey, diyor.
    Velhasılıkelâm iyi dost oluyorlar…
    Ertesi gece için randevulaşıyorlar. Nerede?

Suadiye Plaj Gazinosu’nda.
Günlüğüne yazdığı notta Necip Celal o geceyi şöyle anlatmış:
“Suadiye plajı bana bu akşam her zamankinden daha güzel geliyor. Mehtap denizin üzerine vurmuş, etraf sessiz, konuşmadan geceyi dinliyoruz.
Oldukça kalabalığız, kıymetli artistimiz Feriha Tevfik, ağabeyim, Yusuf Kenan, Holywood muhabiri Turan Aziz ve daha bir çok sevdiğim arkadaşlarım…
Şimdi ellerimde akordeon, parmaklarım tuşların üzerinde, içimden kopup gelen bütün duygularımı söylüyor…
Kendimden geçmiş bir halde mütemadiyen çalıyorum. O da etrafın isteği üzerine Mazi’yi söyledi. Bu kadar duyarak çaldığımı hatırlamıyorum. Benden bizzat keman çalmamı istedi.
Schuman’ın Akşam şarkısı, Fibich Poem ve onun çok sevdiği Toselli serenad…

Kemandan yükselen sesler yavaş yavaş sönerken, mehtap da artık kayboluyordu.
Gazino tamamiyle bizim için kapatılmıştı. Onunla tadına doyulmaz, rüya gibi bir dans ettik, eğlendik.
Dans ederken bana:
‘Mazi’yi hiç unutmayacağım, dudaklarımdan hiç eksik etmeyeceğim’ dedi
Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. İçimden çoşup gelen bir takım sesler var. Kafamın içinde mütemadiyen dolaşıyor, fakat bir türlü toparlayamıyorum. İsteği üzerine akordiyonu elime alarak, ‘Ayrılık’ı çaldım.
Yanıma yaklaştı, dans eder gibiydik yine ama ele ele tutuşmuyorduk.
İşte o anda bana, üzerine çok samimi sözler yazılmış bir fotoğrafını verdi ve sonra tekrar dans etmeye başladık.
Ona bir cesaret:
‘Ne olur bu gece hiç bitmese’ dedim. Ben bu sözleri söylerken, plajın saati 3’ü çalıyordu. Sabah gidecekti. ‘Beni unutma” dedim. ‘Sen de’ dedi.
O akşam ağabeyimin Erenköy’ündeki köşkünde kalacaktım. Yayan yürümeyi tercih ederek sessizce eve geldim.
Zihnim hep onunla meşgul..
O melodiyle meşgul.
Öylece pencerenin kenarına oturdum. Dışarıda yaz böcekleri, kurbağalar ve sık çalılar arasında duyulan bir tek bülbül sesi…
Ortalık hafifçe aydınlanır gibi oldu. Gayri iradi piyanoya doğru yürüdüm. Başımda inanılmaz bir ağrı.
Hemen oturup en sessiz pedala basarak içimden gelen sesleri yavaş yavaş çalmaya başladım. Çünkü başka türlü olmayacaktı. Mümkünü yoktu.
O gece yazdığım beste ise şöyleydi…

Sevdim bir genç kadını
Ansam onun adını
Her şey beni ona bağlar
Kalbim durmadan ağlar
Kemanımla ona bir ses verebilseydim eğer
Bu sesimle ona ersem bana dünyaya değer
Ne yazıkki deniz engin şu ufuklar ölgün
Bin elemle doluyor her yeni gün…”

Necip Celal, yazmamış: Yaşamış!
Biz Cihat hoca ile evrakları toplarken, eşi Nisan Hanım geldi. Ortada bir koli ve bizi harıl harıl çalışırken görünce şaşırdı:

  • Hayrola Cihat, bunlar nedir? dedi.
  • Görmen lazım. Çok şaşıracaksın.
    Nisan Hanım fotoğrafları görünce sahiden pek şaşırdı:
  • Dayım, dedi.
    Ben konudan uzağım tabii…
    “Arkadaş” dedim içimden, “Konu nereden nereye geldi.”
    Elbette cehaletime de ayrıca yandım.
    Bütün o evraklar Cihat Hoca’’da kaldı. Uzun yıllar o notolarla uğraştı durdu. Derledi,topladı,düzeltti.

Nihayet o gün bulduğumuz eserleri bir albüm haline getirmiş.Sahiden çok sevindim buna.
Var olsun, benim için NecipCelalAndel albümünü ithaflı bir şekilde imzalamış Cihat Aşkın.
Daha böyle pek çok hikâye vardı o günlüklerin içinde. Pek çok şarkının yazılış serüveni vardı.
Tango da ne güzel bir icat be kardeşim. Yüreğini şenlendiriyor insanın..

Mazi kalbimde bir yaradır
Bahtım saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin hatıradır
Ne göğsünde uyuttu beni
Ne buseyle avuttu beni
Geçti ardından uzun yıllar
O kadın da unuttu beni…

Tekin Deniz RENA💕 *by Altan*

Olgunluğun kıymetli zamanı

Mario Raul de Morais Andrade’nin (1893-1945, Şair, Romancı, Brezilyalı Müzikolog);
Olgunluğun Kıymetli Zamanı
kitabından bir kısa alıntı…

Olgunluk dönemimde, kalan yıllarımı saydım ve yaşadığımdan çok daha az zamanım kaldığını keşfettim.

Bir şekerleme paketi kazanmış küçük bir çocuk gibi yılları büyük bir zevkle ve iştahla yedim, ama azalmaya başladıklarını hissedince artık teker teker, tadını çıkararak yiyorum.

Artık yasaların ve yönetmeliklerin tartışılıp durduğu ve hiçbir işe yaramayacağını bildiğim sonsuz toplantılara ayıracak zamanım yok.

Takvim yaşlarına rağmen hâlâ büyümeyen aptal insanlara destek olmak için de zamanım yok.

Vasatlıkla uğraşmak için de zaman ayıramam.

Şişmiş egoların bulunduğu toplantılara katılmayı hiç istemiyorum.

Artık dalaverecilere ve çıkarcılara tahammül etmiyorum.

Başarılı olmuş insanların yerine geçmeye can atan şu kıskanç insanlara hiç tahammülüm kalmadı.

Üst düzey bir makam için yapılan kavgaların çirkin sonuçlarına tanık olmaktan nefret ediyorum.

İnsanlar içeriğe değil, sadece başlıklara bakar oldular.
Benim zamanım ise, başlıklarla uğraşmayacak kadar değerli artık.

Öz’ü istiyorum, ruhumun acelesi var. Pakette şimdi daha da az şeker kaldı.

İnsan onurunu ve gerçekleri savunan, sorumluluktan kaçmayan, başarılarından dolayı şişinmeyen, kendi yanlışlarına gülebilen, vaktinden önce “oldum” demeyen, insan olmayı anlamış insanlarla yaşamak istiyorum.

Asıl olan, yaşamı değerli kılmış eylemlerinizdir.

Yaşamın sert darbelerinden yumuşak bir ruh ile çıkmayı başarabilmiş ve başkalarının yüreğine dokunabilen insanlarla olmak istiyorum.

Evet, olgunluğun bana getireceği o doluluğu hissetmek için acelem var.

Elimde kalan tek bir şekerlemeyi bile yitirmek istemem.

Amacım, sevdiklerim ve vicdanımla barış içinde ve huzurla dolu olmaktır.

Umarım sizin için de aynısı olur, çünkü her hâlukarda yaşlanacaksınız.

İki tane hayatımız var ve ikincisi, sadece bir tane hayatımız olduğunu anladığımızda başlıyor.

PARA, ŞANS VE MUTLULUK

Para, zaman ve mutluluk insanların sürekli kafa yorduğu beş kavramdan üçüdür (diğer ikisi başarı ve cinselliktir). İnsanlar zihinsel enerjilerinin büyük bölümünü bu kavramlara ayırır ve bunları elde ederlerse mutlu olacaklarına inanır. Aşağıdaki yazı talihi kendi tarafına çeken insanların özelliklerini konu almaktadır.

Gerçekte hayatın akışı içinde isteklerini gerçekleştirmek için insanın iki temel kaynağı vardır. Bunlar “zaman” ve “para” dır. Ancak insanların büyük çoğunluğu bunları nasıl kullanacağını bilemediği için, sonuçta daha mutsuz olur.

Para

Para, insanları daha çok kendilerini düşünmeye iter. Piyangodan büyük sayılacak ikramiye kazananlar, hemen zihinlerinden bu parayı harcamaya ve çok kere “ikramiye biraz daha büyük olsaydı” diye düşünmeye başlarlar. Oysa British Columbia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, parayı başkaları için harcayanların daha mutlu olduğunu ortaya koymuştur.

Harvard Business School Öğretim Üyesi ve Pazarlama Uzmanı Michael Norton, paranın kullanılışı ve bunun insana yaşattığı duygular konusunda çok sayıda araştırma yapmış ve çalışmalarını “Happy Money” adlı kitapta toplamıştır.1

Araştırmaya katılan öğrencilere sabah içinde 25 dolar bulunan zarflar vermiş; bir bölümüne “parayı kendileri için”, diğer bölümüne de “başkaları için” harcamaları söylenmiştir. Gün sonunda araştırma laboratuvarında, öğrencilerin doyum düzeyleri değerlendirilmiştir. Kendilerine verilen parayı “başkaları için” harcayanların açık arayla daha fazla iyilik ve hoşnutluk hali yaşadıkları ve daha mutlu oldukları görülmüştür.

Zaman

British Columbia Üniversitesi’ndeki araştırma grubu, para konusundaki araştırmayı, zaman konusunda da tekrarlamıştır. Boş bir günlerinde araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilerin bir bölümüne, “zamanlarını sadece kendilerini hoşnut edecek şekilde”, diğer bölümüne de “başkalarını hoşnut edecek şekilde” geçirmeleri söylenmiştir. Gün sonunda yapılan değerlendirmede, zamanlarını başkalarını hoşnut ederek geçirenlerin çok daha mutlu oldukları görülmüştür.

Bu durum ilk bakışta paradoksal bir sonuçla karşı karşıya olduğumuzu düşündürür ve “kendime yetmezken, zamanımı başkaları için kullanmak daha çok sıkıntı yaratmaz mı?” sorusunu akla gelmektedir. Oysa ilginç bir şekilde zamanını başkaları için kullananların, bir süre sonra onlar için daha fazla şey yapmak ve daha fazla zaman vermek ihtiyacı hissetmeleridir. Belki bu durum, gönüllü hizmet örgütlerine başta isteksizce girenlerin, bir süre sonra zamanlarının giderek daha fazlasını hizmet yolunda harcamalarının nedenini açıklamaktadır.

Şans ve Talih

Mutlu insanlar talihlidir ve talihlerini kendileri yaratırlar. Şans ve talih çok kere karıştırılır. Şans, bütünüyle irademizin dışında gelişen bir olaydır. İnsanlar başarılı ve mutlu olmayı aynı zamanda bir şans işi gibi görürler. Örneğin iyi bir evlilik için, “doğru insanı bulmanın” önemli olduğu düşünülür. Oysa “doğru insan olmanın” önemi göz ardı edilir. Hayatın bana öğrettiği her türlü başarıda şansın rolü olduğudur. Ancak hiçbir başarıyı şans tek başına açıklamaz. Benzer şekilde her türlü başarısızlıkta da şanssızlığın rolü vardır ancak hiçbir başarısızlığı şanssızlık tek başına açıklamaz. Bu noktada şansın tanımını yapmakta yarar vardır. Bir olay ve duruma şans diyebilmek için üç özellik gerekir.

*Öngörülemez olması
*Kontrol dışında gerçekleşmesi
*Sonucunun önemli olması
İnsan şansa müdahale edemez, ancak talihini kendisi yaratır. Halk arasında çok yaygın olarak kullanılan bir şans tanımı vardır: “Doğru zamanda doğru yerde olmak”. Sağduyuya dayanan bu tanım özünde doğru zihin haritalarını ve doğru tutumu işaret eder. Talihli insanların en önemli özelliği; hayata karşı olumlu ve yapıcı bir tutum içinde olmalarıdır.

İngiliz araştırmacı R. Wiesman kendi talihlerini yaratan insanların özelliklerini araştırmış. Ben onun sonuçlarından yola çıkarak talihli insan profiline kişisel gözlemlerim ve deneyimlerimi eklediğimde ortaya aşağıdaki özellikler çıkmıştır:

  1. Şansla ilgili fırsatları artırın: Talihli kişiler şans fırsatlarını yaratır, onlara dikkat eder ve onlara doğru hareket eder.

Kuvvetli bir ilişki ağı kurar ve bunu sürdürür
Hayata karşı sakin bir tutum içindedir
Yeni yaşantılara açıktır

  1. Olumlu beklentiler içinde olun: Talihli kişilerin gelecekle ilgili beklentileri, hayal ve ideallerinin gerçekleşmesine yardımcı olur. Talihli kişiler.

Hedeflerini gerçekleştirmek için plan yapar ve harekete geçer
Başarı şansı düşük de olsa, amaçlarına ulaşmak için gayret eder ve başarısızlık durumunda da mücadeleye devam eder
Başkalarıyla girdikleri etkileşimin de başarılı olacağına inanır

  1. Kötü talihi iyiye çevirin: Talihli kişiler kötü talihi iyi bir fırsata çevirebilirler:

Kötü talihin olumlu tarafını görür ve buradan fırsat çıkartmaya çalışır
Hayatlarındaki olumsuz bir durumunu, uzun dönemde olumluya hizmet edeceğine inanır
Kötü durumdan şikâyet etmez ve olacak olanları etkilemeye çalışır
Gelecekte daha kötü durumlarla karşılaşmamak için yapıcı adımlar atar

  1. Şikâyet etmeyin: Talihli kişiler değiştiremeyecekleri koşulları kabul eder ve çevrelerindeki kişilerin hayat enerjisini olumsuz etkileyecek davranışlardan kaçınırlar.

Çevresindeki kişilerle ilişkilerinin duygusal dengesini nötr tutmak ve geliştirmek için her olumsuz mesaja karşılık üç olumlu mesaj verir
Çevresindeki insanlara, kendilerini değersiz hissettirecek açık ya da örtük mesajlar vermekten kaçınır. Tam tersine, kendilerini iyi hissetmelerine yol açacak açık mesajlar verir.
Sonuç

Şans sanıldığı gibi günün birinde kapımızı çalmasını bekleyeceğimiz bir şey değildir. Çünkü olumsuz tutum içinde olan insanlar, şans kapıyı çaldığı zaman bile, “bu ne gürültü” diyebilmektedir. Bu nedenle şanslı olabilmek için de hazırlıklı olmak gerekir.

Norton’un araştırma bulguları, insanların takıntısı olan para ve onun satın aldıklarıyla ve sadece kendimizi düşünerek mutlu olmanın zorluğunu bir kere daha doğrulamaktadır. Bir düşünürün dediği gibi, “kendisi için yaşayanın ölümünden dünya karlı çıkar”. Bu nedenle birisi için iyi bir şeyler yapanlar, sadece kendilerine değil, kendilerinden daha az şanslı olanlara odaklananlar daha yüksek doyumuna sahip olmaktadır. Benzer durum para için de geçerlidir. Herkesin bütçesinden başkalarına ayırabileceği küçük de olsa bir pay vardır ve kişi için küçük ve önemsiz olan bu miktar, başkalarının hayatında büyük bir fark yaratabilir. Sadece bunu bilmek bile, geceleri uykuya daha rahat girmeye yardımcı olabilir.

Kaynaklar:

Norton M, Dunn E. Happy money. Simon and Shuster; 2013.
Wiesman, R.: The Luck Factor, Arrow Books, 2004

12 kızılderili sözü

12 tane kızılderili sözü:

1- Cevap vermemek de bir cevaptır ve ustaca bir cevaptır.
(Hopi Kabilesi)

2- Soru sorma, gözle, dinle, bekle! Cevap sana kendiliğinden gelecektir.
(Pueblo Kabilesi)

3- Dur, dinle! Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın…

4- Sadece gerçekleşmesini arzu ettiğin şeyleri istemek için dua etme, çünkü insan kendisi için en iyinin hangisi olduğunu bildiğini iddia edemez.
(Sioux Kabilesi)

5- Kaybetmeyi ahlaksız bir teklife tercih et !
İlkinin acısı bir an, diğerinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.

6- Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur.

7- Bizim halkımız ile beyaz halk arasındaki en büyük fark tevazudadır. Bizim insanımız ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar ileriye giderse gitsin, bilir ki yaratıcının ve kainatın önünde bir zerredir.
(Athabascan Kabilesi)

8- Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.

9- Her şey bir halka gibi hareket eder. Hareketlerimiz de döner dolaşır, bize geri gelir.

10- İçinde bir iyi, bir de kötü köpek kavga eder; hangisini daha çok beslersen o kazanır.

11- Doğru insan, zor ve tehlikeli hizmetler için seçilmeyi şeref, herhangi bir ödül istemeyi de utanç sebebi kabul eder.
(Sioux kabilesi)

12- Her sabah uyandığında; günün ışığı için,yaşadığın ve gücün yerinde olduğu için, karnını doyurduğun için şükret; eğer şükretmek için ortada bir sebep göremiyorsan hata kendinde demektir…

Sufizm’de su felsefesi

Sufizm’de
“SU FELSEFESİ”
Suyun doğası bir felsefe anlatır.
Mesela dağdan akan suyu düşünün.
En az direnç gösteren yolu seçer akmak için.
Yani önüne bir kaya çıkacak olursa vazgeçmez yolundan ama onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya.
Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der Sufiler:
“Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın.
Etrafından dolanıp devam et yoluna.”
Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi.
O zaman ne yapar?
Birikip, çoğalıp üstünden aşar.
Yok eğer bu da olmuyorsa, sabırla kayayı damla damla delmeye başlar.
Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki buna da “sabır” derler.
“Sabretmek” hiçbir şey yapmadan oturmak değildir.
“Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir.” der Şems-i Tebrizi.
Suyun doğası imkansızın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir. Kayayı delen su elbette yine yoluna devam eder.
Su hep akar ve çalışır.
Bilir ki aktıkça temizlenir.
Bazen dere kenarlarında su birikintileri oluşur, akmayan su bulanır, çamurlaşmaya başlar!
Üzerine pislik birikir ve Sufiler bu yüzden derler ki:
“Sen su gibi sürekli ak!
Her daim yenilen!
Her gün yenilen!
İki günün aynı olmasın hep ilerle!
Dünü dünde bırak yeni şeyler öğren!”
Mesela su değişimden hiç korkmaz.
Ama insanlar değişimi sevdiklerini söyleseler de aslında bundan çok korkarlar.
Su, “değişimi” ne de güzel anlatır.
Bazen yağmur olur, bazen kar olur, bazen buz olur, bazen buhar olur.
Buhar olduğunda çıkar gökyüzüne, yağmur olup, kar olup, yine iner yere.
Ayrıca su uyumludur.
Çay bardağına koyduğunda çay bardağının şeklini alır, kovaya koyduğunda kovanın.
Sürekli bulunduğu yere uyumlanır ama doğası da hiç değişmez.
Her yere her şeye uyum sağlar.
Unutma ki dünyada her zaman doğaya uyum sağlayanlar hayatta kalır.
Uyum sağlayanlar esnektir çünkü.
Değişime direnenlerse katı.
Fırtına en sert en güçlü ağaçları devirir ama esnek fidanlara, otlara hiçbir şey yapamaz.
O yüzden esnek olanlar, uyum sağlayanlar hayatta kalır. Aynı zamanda akışa teslim olur.
Teslimiyet içindedir.
Bu teslimiyet boyun eğmek değildir.
Çünkü bilir ki bütün dereler eninde sonunda büyük denizlere, okyanuslara akar.
Elinden geleni yaptıktan sonra hayatın akışına teslim olmaktır bu.
Su berraktır, şeffaftır.
Olduğu gibidir yani.
Paylaşımcıdır.
Hep besleyicidir.
İnsanları, hayvanları, doğayı besler.
Hayatı başlatandır ve sürekli üretendir.
Su olan her yerde bitkiler vardır, hayvanlar vardır, insanlar vardır, hayat vardır. İşte suyun bu yapısından dolayı Sufiler birbirlerine
“SU GİBİ OL AZİZİM” derler!

Alıntıdır

Duygular, frekanslar ve sonuçları

▪️Kendinden utanç duyan başkasını aşağılar, eziyet eder 20 Hertz de titreşir.
Sonuç: Yok oluş.

▪️Suçluluk duyan kin tutar, suçlar, 30 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Yıkım.

▪️Duyguları körelen başkalarını kınar, eleştirir, 50 Hertz de titreşir.
Sonuç: Tıkanmak ve çaresizlik.

▪️Yetersizlik duygusu hisseden kibirle örtünür, 75 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Keder ve pişmanlık.

▪️Korkuyla yaşayan cezalandırır, 100 Hertz de titreşir.
Sonuç: Daha fazla korku ve anksiyete.

▪️Doyumsuzluk, ihtiras hisseden muhtaç olur, 125 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Kölelik ve hayal kirikliği.

▪️Öfke hisseden intikam peşine düşer, 150 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Nefret ve saldırganlık

▪️Gururlu olan talep eder, küçümser, 175 Hertz de titreşir.
Sonuç: Balon gibi şişmek.

▪️izin verip, destekleyen cesaret sahibidir, 200-250 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Özgürlük ve güç kazanmak

▪️Umutlu olan ilham vericidir, 310 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Değişime açık olmak.

▪️Kendisiyle barışık olan uyumlu ve merhametlidir, 350 Hertz de titreşir.
Sonuç: Affetmek ve aşmak.

▪️Anlamı gören bilgedir, 400 Hertz de titreşir. Sonuç: Görünenin ötesini idrak etmek.

▪️Seven, sevilendir, 500 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Yaratıcı güç ve ilhamla dolmak.

▪️Bütünlüğüne kavuşan Birliği yaşar, 540 Hertz de titreşir.
Sonuç: Sevinç ve dinginlik bir aradadır.

▪️Tamlığı deneyimleyen mükemmelliği deneyimler, 600 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Aydınlanmak.

▪️Özben’i (Self i) deneyimleyen 700-1000 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Saf bilinç.

▪️En yüksek frekansa (700-1000 Hertz) ulaşmış bir bilinç, düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengeleyebilir…

Alıntı.

« Önceki Yazılar