Author Archives: Dilek Orbatu

Ruh’A

Eski şifacıdan ruha:
Ağrıyan sırtın değil yaran,
Ağrıyan gözlerin değil adaletsizlik,
Ağrıyan başın değil senin düşüncelerin.
Boğazın değil kızgınlıkla söyleyemediğin ve ifade edemediklerin.
Miden değil ağrıyan ruhunun hazmedemedikleri.
Karaciğerin değil ağrıyan o kızgınlık.
Ağrıyan kalbin değil sadece sevgi.
Ve en güçlü ilaç sevginin kendisidir.

Öteki

Adamın biri;
uzun süreden beri tanıdığı bir dostuna rastlar;
dostu,
yaşamda yolunu çizememiş biri izlenimini vermektedir…
‘Ona biraz para vermem gerekecek’ diye düşünür….
Ama o akşam;
dostunun zenginleştiğini ve o zamana kadar aldığı borçların tümünü ödemeye karar vermiş olduğunu anlar….

Sık sık uğradıkları bir bara giderler ve bu dost,
oradaki herkese içki ısmarlar…
Bu ani zenginliğin kaynağını sorduklarında,
onlara,
son günlere kadar
‘Öteki’ni yaşadığını’ söyler…

İyi de kim bu Öteki..?
diye sorarlar adama….

Öteki;
bana olmayı öğrettikleri,
ama ben olmayan kişidir,
der….
İnsanların;
yaşamları boyunca – yaşlandıklarında açlıktan ölmek istemiyorlarsa-
nasıl para kazanmaları gerektiğini düşünmek zorunda olduklarına inanır….
Ne kadar çok düşünürlerse,
o kadar çok plan yaparlar;
yaşayan birer varlık olduklarını da, vadeleri dolmak üzereyken anlarlar ancak….
O zaman da artık iş işten geçmiştir..
Peki sen kimsin..?
Be;
aranızda yüreğinin sesini dinleyen herhangi biri gibiyim….
Yaşamın gizi karşısında gözleri kamaşan,
mucizelere açık,
yapıp ettiklerinden sevinç ve heyecan duyan biriyim….
Ne var ki;
şimdiye kadar Öteki,
düş kırıklığına uğrama korkusuyla elimi kolumu bağlıyordu…
İyi ama insanlar acı çekmeyi sürdürüyor,
diye karşılık verdi oradakilerin hepsi….

Sürüp giden başarısızlıklardır…. Bundan kimse paçasını kurtaramaz…
İnsanın;
düşlerini gerçekleştirmek adına verdiği savaşta,
bazı başarısızlıklara uğraması,
ne uğruna savaştığını bilmeden yenilgiye uğramaktan daha iyidir…

Hepsi bu mu…?
diye sorar, bardaki müşteriler…

Evet….
Bu keşfi yaptıktan sonra gözüm açıldı ve gerçekte her zaman olmak istediğim kişi olmaya karar verdim…..
Öteki;
orada,
odamın içinde bana bakakaldı,
ama yeniden içime girmesine izin vermedim,
zaman zaman geleceği düşünmemekle,
kendimi tehlikeye attığımı anımsatarak,
beni korkutmaya kalkmasına,
karşın buna izin vermedim…
Öteki’ni;
yaşamımdan çıkarıp attığım günden beri,
Tanrı’nın gücü mucizelerini göstermeye başladı…

PAULO COELHO

Olgun

Olgunluk sakindir.
Herkese huzur getirir.
Bizi melanetlerden kurtaran olgun insanlar vardır.
Duygusal şantaj yapmazlar ve yokluğumuzda boğulmazlar.
Olgun insanlar anlarlar, olay yaratmazlar, vurmak için hareket etmezler ve dolaylı yol kulanarak incitmezler.
Bu arada olgun olmak doğrudan objektif olmaktır.
Başkalarının fikirlerine saygı duymaktır çünkü kendininkine de saygı duyulmasını ister.
Olgunluk hatalardan hayatı felç etmek yerine ders çıkarmaktır..
Konuşmaktan daha fazla dinlemeyi ve dikkatlice dinlemeyi bilir çünkü öğrenmenin böyle devam ettiğini bilir.
Olgun insanlar kendilerine gülerler çünkü gülümsemenin hayatın bize sunduğu birçok kapının anahtarı olduğunu çoktan öğrenmişlerdir.
Olumlu ruh halinin insana yakıştığını, mutlu insanların güneşe ihtiyaç duymadan içten parladığını en iyi onlar farkeder.
Gerçek mutluluğun sahte olmadığını da bilir, hayatın kendi zorluklarıyla egzersiz yapılır ve mutluluk öyle yakalanır, küçük ve ince detaylarda.
Olgun insanlar mutlu olmanın nasıl bir şey olduğunu çok iyi bilirler.
Yavaş yürürler çünkü acelesi olmanın sakıncalarını çoktan anlamışlardır.
Mükemmelliğin düşmanı olmadığını farkeder ama aşırı mükemmelliyetçiliğin kibir olduğunu da yıllar ona öğretmiştir.
Olgun insanlar acelenin kalbimizi aydınlatan şeyin yani ruhun güzeliğini örttüğünü
Ve farkındalığı azalttığını çok iyi bilir.
Farkındalığı olmayan insan özgür olamaz”

Keşfet

Hiç tanışmadığımız halde
seni çok iyi tanıyorum…
Henüz farkında olmadığın
bir yolculukta olduğunu biliyorum……
Acılar ve yalnızlıklar olarak görüyorsun birçok şeyi…
Bir çıkış hayal ediyorsun…
Bir çözüm…
Bir deva…

Aslında;
aradığın şeyin adını bile,
bilmiyorsun…

Hatta “gerçekten” bir şeyler aradığının farkında bile değilsin…

Eksikliğini hissettiğin şey,
ne olabilir…?
Umut mu,
tebessüm mü,
ya da hayal kırıklıklarını yok ediverecek sihirli bir aşk mı…?

Yoksa,
huzur mu…?

Seni sessizce seven;
seni hiç unutmayan,
sana çok yakın olan biri var….

Yeni cevaplar için;
yeni sorulara ihtiyacın olduğunu anladığın an,
hayal kırıklıkları ve kayıplar yerini coşku,
nezaket ve farkındalığa bırakacak……

Hadi,
keşfet……

Yaşamın Altın çağı

”Kırk yaş, gençliğin yaşlılığı; elli yaş yaşlılığın gençliğidir.”

Ünlü Fransız yazar ve şair Victor Hugo bu sözleriyle, yaşamımızdaki bir yarığa işaret eder. O yarıktan geçiş bazılarımıza bir kriz yaşatabilir.
Bu kriz, orta yaş krizidir ve 40 ile 50 yaş arasında, bazen biraz daha erken ya da geç gelebilir.

Yavaş yavaş ağaran saçlara, beliren kırışıklara, artan kilolara duyulan şaşkınlık zamanla yerini kimi insanda, amansız bir savaşa bırakır.
Belki de ilk kez gidilen spor ya da dans salonlarında geçirilen uzun saatler, estetik uzmanlarına umutla teslim edilip gerdirilen, doldurulan, şişirilen, kaldırılan yüzler ve bedenler, enerjisini sihirli bir biçimde kalbe enjekte etmesi umulan genç sevgililerle verilen bir savaştır bu…
Kimisiyse kadere boyun eğer; kendisini akışa bırakır…

Orta yaş yalnızca fiziğimizi değil, yaşamdaki rollerimizi de değiştirir.
İşimizde ve ilişkilerimizde ya başarılıyızdır ya da merdiveni yanlış duvara dayadığımızı fark ederiz.
Boşanmalar bu dönemde yeni bir pik yapar.
Bazıları işini değiştirir veya kentten ayrılıp doğal yaşama adım atar.
Çocuklar büyüdükçe, sorunları da büyür.
Eğitimleri, iş bulmaları, evlenmeleri ya da evlenmemelerinin her biri birer dert haline gelebilir.
Çocuklarımızın evden gitmeleriyle, yıllardır üstlendiğimiz ebeveyn rolü büyük ölçüde biter ve yuvamız boşalır.

Anne ve babalarımızın yaşlanması, hastalanması nedeniyle, onlara her zamankinden daha fazla ilgi göstermemiz gerekebilir. Bu da bize, yeni sosyal ve maddi yükümlülükler getirir. Onları kaybetmemiz, yaşamımızı derinden etkiler.

Kollarımızı ileriye doğru ne kadar uzatırsak uzatalım, marketteki sütün son kullanma tarihini çıplak gözlerimizle okuyamayınca, bir zamanlar yaşlılara özgü sandığımız okuma gözlüklerini takmak zorunda kalırız.
Kolesterolümüz, kan şekerimiz, tansiyonumuz, dost sohbetlerimizin içine sinsice sızar. Cinsiyet hormonlarımız bedenimizi yavaş yavaş terk etmeye başlar. Hafızamız tekler, çabuk yoruluruz.

Yaşlanma, gücünü ve çekiciliğini yitirme, hastalanma, yalnız kalma, başkalarına bağımlı olma ve ölüm korkusu ortaya çıktıkça, kaygı ve depresyon tetiklenir. Uykularımız kaçar, kalbimiz hızlı hızlı çarpar, kendimizi gergin hissederiz.
Araştırmalara göre kadınlarda orta yaşta depresyon olasılığı artarken, erkeklerde intihar oranı 45 ile 54 yaş arasında en yüksektir.

Dikkatinizi önemli bir noktaya çekmek isterim!
Bazen orta yaş krizi olarak adlandırılan davranış ve mizaç değişiklikleri, demans ve Alzheimer gibi hafıza ile ilgili rahatsızlıkların öncü bulguları olabilir.

Yakınlarınız orta yaş krizi geçiriyorsa, onlara yapabileceğiniz en büyük yardım, duygularını açmaları için güvenli bir ortam sunmanızdır.
Çoğu orta yaşlı kişi yaşadığı değişimi ve korkularını paylaşmaya utanacağından, yargılanmadan konuşabilmesi çok önemlidir.
Doktora danışma ve yardım alma konusunda onları cesaretlendirmeniz gerekebilir.
Bedensel sağlıklarının düzelmesi, duygu durumlarını da olumlu yönde değiştirecektir.

Orta yaş bir geçiş dönemidir.
Gençliğin canlılık ve coşkunluğundan, daha bilge, daha olgun, daha derin bir yaşama geçiş…
Orta yaşlarda iyi hazırlanırsak, uzun yıllar üretkenliğimizi sürdürebileceğimiz, öğrenmeye, gelişmeye devam edebileceğimiz, topluma ve yaşama daha çok katkıda bulunabileceğimiz bir yaşlılık dönemi yaşayabiliriz.

Eski bir Yahudi atasözünde ne güzel dile getirilmiş:

‘’Aptallar için yaşlılık kıştır, akıllılar içinse hasat zamanı.’’

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Balon

📍Bir öğretmen okula balonlar getirmiş ve çocuklara isimlerini yazıp şişirmelerini söylemiş.
📍Sonra koridora balonları karışık atmış ve çoçuklara 5 dakika vermiş kendi isimlerini bulmaları için. Vakit bitmiş ama kimse kendi balonunu bulamamış.
📍Sonra en yakın balonu alıp sahibini bulmalarını söylemiş ve 2 dakika bile sürmemiş ve herkesin balonu elinde.
📍Sonra öğretmen demiş ki: balonlar mutluluk gibidir, sadece kendin için ararsan bulamazsın, ama herkes birbirinin mutluluğu için uğraşırsa kendi mutluluğunu da bulur.

Güzel

Güzel insanlar biriktirin hayatınızda!
Bencil olmayan, kırmayan, özür dilemesini bilen…

Hoşgörülü insanlar alın hayatınıza!
Sizi olduğunuz gibi kabul eden…

İyi dostlar biriktirin!
Aramızda kalsın demeye gerek olmasın
Ömre ömür katan insanları tutun yanınızda
Çünkü hayat vakit kaybedilmeyecek kadar kısa

Turunç

Geyikbayırı…
Tırmana tırmana dağlara çıktığım, köylülerin kendi yetiştirip, kendi üretip kenarlarında sattığı yollardayım… duruyorum…
Günaydın, 5 dizi turunc alacaktım diyorum…
Sert bakışlı bir amca var tezgahta…
-Bunlar yumuşadı diyor kovadakileri göstererek… git teyzenden tazelerini al… içerde, yüksek sesle ünle duymaz seni…
Portakal limon ağaçlarının arkasına saklanmış evin kapısından sesleniyorum teyzeye… mis gibi limon çiçeği kokusu sarmış her yeri…
-Merhaba… ben turunç alacaktım…kimse varmı? diyorum…
Ufak tefek, elleri yarık yarık, güler yüzlü bir teyze çıkıyor evden…
-Sen ne güzel ünleyiverdin öyle afferriin sana diyor…
-Nasıl ki diyorum…
-Herkes kimse yok mu der, sen kimse var mı dedin… afferin sana….var kimse, var ben varım diyor…
Çok tatlı, çok sevimli çok özel bir teyze…
Turunç veriyor bana ipe dizilmiş…
-Nasıl yapılacağını biliyon mu diyor…
-Biliyorum, önceleri hiç sevmedim ama sonradan vazgeçilmezim oldu diyorum…
-Aaaa tıpkı amcan gibi diyor….
Tuhaf bakıyor olacağım ki, açıklıyor…
-Beni bu adama verdiklerinde, bende önce hiç sevmedim aci geldi bana tadı, tıpkı turunc gibi…gülüyor kahkaha ile… sonra alıştım onun hallerine… Ben başladım ilgilenmeye… o tadlandı, ben ilgilendim o tadlandı , her geçen gün daha tatlı oldu… bende bir baktım ki sevivermisim onu hemde çok diyor…tıpkı senin turuncu tatlandırıp sevdiğin gibi…
Sevda için emek lazım, ilgi lazım a benim sarı kızım… sonra da bu sevda gördün mü bak, sana bile acı turuncu aratır olur, gelip dağdan buldurur olur… al afiyetle ye bakem ..diyor
Dayanamayıp öpüveriyorum teyzemi…
Elimde turunc dizileri amcaya parayı ödüyorum… dayanamıyorum söyleyiveriyorum…
-Teyze sizi çok seviyor…
Gülmez yüzü aydınlanıyor…
-Vay deli kadın turunç gibi de dedi mi?..
-Dedi diyorum…
Dönüş yolunda dizi dizi turunçlarım birde emekle tatlanan sevda tarifi var arabamda,yüreğimde…
Turunç reçeli zamanı şimdi…
Sevmek zamanı şimdi….
Sevmeyi bilmeyeni tatlandırma zamanı şimdi…
Alıntı.

Su gibi ol

Dağdan akan su, en az direnç gösteren yolu seçer akmak için. Yani önüne bir kaya çıkacak olursa onunla mücadele etmek yerine etrafından dolaşıp akmaya devam eder. Bir mesaj saklar içinde: Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın. Etrafından dolanıp devam et yoluna.
Her zaman etrafından dolaşacak bir yol bulamaz su. Kaya eğer yolunu kestiyse, birikip üzerinden akar. Baktı olmuyor, sabırla kayayı damla damla aşındırmaya başlar. Bu da bir mesaj saklar içinde: Sabırla uğraş. “Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir” diyen Şems-i Tebrizi’yi hatırla.
Su hep akar, aktıkça temizlenir. İçinde yine bir mesaj saklar: Su gibi ol ve daim yenilen. İki günün aynı olmasın. Dünü dünde bırak, yeni şeyler öğren.
Su değişimden korkmaz. Bazen yağmur olur, bazen kar, bazen buz, bazen buhar. Bir mesaj daha verir: Değişimden korkma.
Su uyumludur. Neye koyarsan onun şekliyle uyumlu hale gelir, esnektir ama kendi doğasını bozmaz. Bir mesaj daha verir ve der ki: Uyum sağla.
Su akışa teslimdir, akışın kendisidir. Çünkü tüm derelerin büyük denizlere, okyanuslara karışacağını bilir. Gücünün yettiğince yolun parçası olur. Bu kez de der ki: Akışa teslim ol.
Su berrak ve şeffaftır. Olduğu gibidir. Hayatı başlatan ve her şeyi besleyendir. Su varsa hayat vardır. İşte onun için “Su gibi aziz ol” denir.

ALINTI

Neredeydiniz?

1942 yılında, soğuk bir kış gününde Nazi toplama kampının içinde genç bir asker, dikenli tellerin ardından genç bir kızın geçtiğini görür. Kız da aynı şekilde genci görünce heyecanlanır. Duygularını ifade etmek çabasıyla, çitin üzerinden kırmızı bir elma atar.
Bu o şartlardaki bir asker için bir hayat, bir umut ve sevgi işareti anlamına gelmektedir ve mutlu olur. Genç adam, genç kızın uzattığı elmayı alır. Parlak bir ışık onun karanlığına değmiştir.
Ertesi gün, bu genç kızı yeniden görmeyi umut etmenin bile çılgınca olduğunu duşünmesine rağmen, çitin ötesine bakmaktan kendini alamaz. Dikenli tellerin öteki yanındaki genç kız ise, kendisini bu denli heyecanlandıran yüzü yeniden görmeyi arzular. Elinde elma ile koşarak çitin kenarına gelir. Tipi ve dondurucu havaya rağmen kız, elmayı dikenli tellerin üstünden uzattığında, kalbi birkez daha sıcak duygularla dolar.
Bu sahne birkaç gün boyunca tekrarlanır. Sadece bir an ve sadece birkaç kelime edebilmek için bile olsa birbirlerini görmek için sabırsızlanırlar. Bu anlık karşılaşmanın sonuncusunda, genç asker üzgün bir yüz ifadesi ve titreyen sesi ile;

  • Yarın bana elma getirme, burada olmayacağım. Beni başka bir kampa gönderiyorlar” der ve geri dönüp vedalaşamayacak kadar buruk bir şekilde uzaklaşır.
    O günden itibaren, kederli anlarında o tatlı kızın görüntüsü gözlerinde canlanır. Gözleri, sözleri, nezaketi, saflığı, utangaç yüz ifadesi… Genç adamın tüm ailesi savaşta ölmüştür. Tanıdığı hayat bütünüyle yok olmuş, sadece bu bir tek anı canlı kalarak kendisine umut vermeyi sürdürmüştü.
    1957 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde, her ikisi de göçmen olan, fakat birbirlerini tanımayan iki yetişkin, arkadaşları aracılığı ile tanışırlar.
  • Savaş sırasında neredeydiniz? diye sorar kadın.
  • Almanya da bir toplama kampındaydım diye yanıtlar adam.
    Kadın tatlı bir tebessümle bir an uzaklara dalar ve daha sonra;
  • Toplama kampındaki bir gence, elma attığımı anımsıyorum. Bir kaç gün hep aynı yerden çitin öteki yanındaki askerle konuşur, bakışırdık. Sonra o gitti… Ama ben o nu hiç unutamadım. Hep sevdim… Çok sevdim.
    Adam şaşkınlıkla sorar;
    Bir gün o genç sana “Artık elma getirme, çünki başka bir kampa gönderiliyorum” dedi mi?
    Kadın iyice şaşırmış bir ses tonu ile:
  • Evet. Ama siz bunu nereden biliyorsunuz? diye sorar.
    Adam kadının gözlerinin içine bakarak;
    O genç asker bendim. Yıllarca hep düşündüm, hep o güzel birkaç günün anısı ile doldurdum düşlerimi. Benimle Evlenir misin?
    1996 Yılında Sevgililer Gününde, Oprah Vintfrey televizyon şovunun çekimlerinde, aynı adam kırk yıllık eşine duyduğu sevgiyi bir kez daha milyonlar önünde anlattı.
    Alıntı-Sevgi Küçük Çetin
« Önceki Yazılar