Category Archives: Bilim ve Felsefe Kulübü

Erdem

Konfüçyüs der ki ;

Erdemli insаnlаrın dokuz düşüncesi vаrdır:
1. Baktıklаrındа, berrаk görmeyi düşünürler.
2. Dinlediklerinde, iyi duymаyı düşünürler.
3. Görünüşleri bаkımındаn, sıcak olmayı düşünürler.
4. Dаvrаnışlаrındа, sаygılı olmаyı düşünürler.
5. Konuşmаlаrındа, doğru sözlü olmаyı düşünürler.
6. İşlerinde, ciddi olmаyı düşünürler.
7. Kuşkuyа düştüklerinde, sorulаrı nаsıl sorаcаklаrını düşünürler.
8. Öfkelendiklerinde, sorunlаrı düşünürler.
9. Kаzаncı gördüklerinde, аdаleti düşünürler.

Alıntıdır.

Protagoras Paradoksu

Bu paradoks 2000 yıl önce Yunanistan’da avukat Protagoras ve öğrencisi Euthalos arasında geçer.

Genç Euthalos, avukat Protagoras’ın yanına öğrenci olarak girmek ister. Protagoras kabul eder ancak Euthalos’un ödeyecek parası yoktur. Bir anlaşma yaparlar.  Anlaşmaya göre, ilk davayı kazandığı zaman Euthalos, Protagoras’a olan borcunu ödeyecektir.

Eğitim biter ve Euthalos avukat olur. Yıllar geçer fakat Euthalos, Protagoras’a olan borcunu ödemez. Gerekçesi ise, henüz ilk davayı kazanamamasıdır.

Bunun üzerine Protagoras, Euthalos’u dava eder. İşte işler burada karışır.

Protagoras’ın düşüncesine göre her hâlükârda parasını alacaktır.
Eğer davayı kaybederse, Euthalos davayı kazandığı için, anlaşma gereği parasını alacaktır. Davayı kazanırsa, Euthalos davayı kaybettiği için yasal olarak borcunu ödemek zorundadır.

Euthalos ise aksini düşünür.
Davayı kazanırsa, yasal olarak borcunu ödemek zorunda kalmayacaktır. Davayı kaybederse ise, anlaşma gereği borcunu ödemesine gerek yoktur.

Bu paradoks bugün hâlâ  yanıtsızdır.


Alıntıdır

PARA, ŞANS VE MUTLULUK

Para, zaman ve mutluluk insanların sürekli kafa yorduğu beş kavramdan üçüdür (diğer ikisi başarı ve cinselliktir). İnsanlar zihinsel enerjilerinin büyük bölümünü bu kavramlara ayırır ve bunları elde ederlerse mutlu olacaklarına inanır. Aşağıdaki yazı talihi kendi tarafına çeken insanların özelliklerini konu almaktadır.

Gerçekte hayatın akışı içinde isteklerini gerçekleştirmek için insanın iki temel kaynağı vardır. Bunlar “zaman” ve “para” dır. Ancak insanların büyük çoğunluğu bunları nasıl kullanacağını bilemediği için, sonuçta daha mutsuz olur.

Para

Para, insanları daha çok kendilerini düşünmeye iter. Piyangodan büyük sayılacak ikramiye kazananlar, hemen zihinlerinden bu parayı harcamaya ve çok kere “ikramiye biraz daha büyük olsaydı” diye düşünmeye başlarlar. Oysa British Columbia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, parayı başkaları için harcayanların daha mutlu olduğunu ortaya koymuştur.

Harvard Business School Öğretim Üyesi ve Pazarlama Uzmanı Michael Norton, paranın kullanılışı ve bunun insana yaşattığı duygular konusunda çok sayıda araştırma yapmış ve çalışmalarını “Happy Money” adlı kitapta toplamıştır.1

Araştırmaya katılan öğrencilere sabah içinde 25 dolar bulunan zarflar vermiş; bir bölümüne “parayı kendileri için”, diğer bölümüne de “başkaları için” harcamaları söylenmiştir. Gün sonunda araştırma laboratuvarında, öğrencilerin doyum düzeyleri değerlendirilmiştir. Kendilerine verilen parayı “başkaları için” harcayanların açık arayla daha fazla iyilik ve hoşnutluk hali yaşadıkları ve daha mutlu oldukları görülmüştür.

Zaman

British Columbia Üniversitesi’ndeki araştırma grubu, para konusundaki araştırmayı, zaman konusunda da tekrarlamıştır. Boş bir günlerinde araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilerin bir bölümüne, “zamanlarını sadece kendilerini hoşnut edecek şekilde”, diğer bölümüne de “başkalarını hoşnut edecek şekilde” geçirmeleri söylenmiştir. Gün sonunda yapılan değerlendirmede, zamanlarını başkalarını hoşnut ederek geçirenlerin çok daha mutlu oldukları görülmüştür.

Bu durum ilk bakışta paradoksal bir sonuçla karşı karşıya olduğumuzu düşündürür ve “kendime yetmezken, zamanımı başkaları için kullanmak daha çok sıkıntı yaratmaz mı?” sorusunu akla gelmektedir. Oysa ilginç bir şekilde zamanını başkaları için kullananların, bir süre sonra onlar için daha fazla şey yapmak ve daha fazla zaman vermek ihtiyacı hissetmeleridir. Belki bu durum, gönüllü hizmet örgütlerine başta isteksizce girenlerin, bir süre sonra zamanlarının giderek daha fazlasını hizmet yolunda harcamalarının nedenini açıklamaktadır.

Şans ve Talih

Mutlu insanlar talihlidir ve talihlerini kendileri yaratırlar. Şans ve talih çok kere karıştırılır. Şans, bütünüyle irademizin dışında gelişen bir olaydır. İnsanlar başarılı ve mutlu olmayı aynı zamanda bir şans işi gibi görürler. Örneğin iyi bir evlilik için, “doğru insanı bulmanın” önemli olduğu düşünülür. Oysa “doğru insan olmanın” önemi göz ardı edilir. Hayatın bana öğrettiği her türlü başarıda şansın rolü olduğudur. Ancak hiçbir başarıyı şans tek başına açıklamaz. Benzer şekilde her türlü başarısızlıkta da şanssızlığın rolü vardır ancak hiçbir başarısızlığı şanssızlık tek başına açıklamaz. Bu noktada şansın tanımını yapmakta yarar vardır. Bir olay ve duruma şans diyebilmek için üç özellik gerekir.

*Öngörülemez olması
*Kontrol dışında gerçekleşmesi
*Sonucunun önemli olması
İnsan şansa müdahale edemez, ancak talihini kendisi yaratır. Halk arasında çok yaygın olarak kullanılan bir şans tanımı vardır: “Doğru zamanda doğru yerde olmak”. Sağduyuya dayanan bu tanım özünde doğru zihin haritalarını ve doğru tutumu işaret eder. Talihli insanların en önemli özelliği; hayata karşı olumlu ve yapıcı bir tutum içinde olmalarıdır.

İngiliz araştırmacı R. Wiesman kendi talihlerini yaratan insanların özelliklerini araştırmış. Ben onun sonuçlarından yola çıkarak talihli insan profiline kişisel gözlemlerim ve deneyimlerimi eklediğimde ortaya aşağıdaki özellikler çıkmıştır:

  1. Şansla ilgili fırsatları artırın: Talihli kişiler şans fırsatlarını yaratır, onlara dikkat eder ve onlara doğru hareket eder.

Kuvvetli bir ilişki ağı kurar ve bunu sürdürür
Hayata karşı sakin bir tutum içindedir
Yeni yaşantılara açıktır

  1. Olumlu beklentiler içinde olun: Talihli kişilerin gelecekle ilgili beklentileri, hayal ve ideallerinin gerçekleşmesine yardımcı olur. Talihli kişiler.

Hedeflerini gerçekleştirmek için plan yapar ve harekete geçer
Başarı şansı düşük de olsa, amaçlarına ulaşmak için gayret eder ve başarısızlık durumunda da mücadeleye devam eder
Başkalarıyla girdikleri etkileşimin de başarılı olacağına inanır

  1. Kötü talihi iyiye çevirin: Talihli kişiler kötü talihi iyi bir fırsata çevirebilirler:

Kötü talihin olumlu tarafını görür ve buradan fırsat çıkartmaya çalışır
Hayatlarındaki olumsuz bir durumunu, uzun dönemde olumluya hizmet edeceğine inanır
Kötü durumdan şikâyet etmez ve olacak olanları etkilemeye çalışır
Gelecekte daha kötü durumlarla karşılaşmamak için yapıcı adımlar atar

  1. Şikâyet etmeyin: Talihli kişiler değiştiremeyecekleri koşulları kabul eder ve çevrelerindeki kişilerin hayat enerjisini olumsuz etkileyecek davranışlardan kaçınırlar.

Çevresindeki kişilerle ilişkilerinin duygusal dengesini nötr tutmak ve geliştirmek için her olumsuz mesaja karşılık üç olumlu mesaj verir
Çevresindeki insanlara, kendilerini değersiz hissettirecek açık ya da örtük mesajlar vermekten kaçınır. Tam tersine, kendilerini iyi hissetmelerine yol açacak açık mesajlar verir.
Sonuç

Şans sanıldığı gibi günün birinde kapımızı çalmasını bekleyeceğimiz bir şey değildir. Çünkü olumsuz tutum içinde olan insanlar, şans kapıyı çaldığı zaman bile, “bu ne gürültü” diyebilmektedir. Bu nedenle şanslı olabilmek için de hazırlıklı olmak gerekir.

Norton’un araştırma bulguları, insanların takıntısı olan para ve onun satın aldıklarıyla ve sadece kendimizi düşünerek mutlu olmanın zorluğunu bir kere daha doğrulamaktadır. Bir düşünürün dediği gibi, “kendisi için yaşayanın ölümünden dünya karlı çıkar”. Bu nedenle birisi için iyi bir şeyler yapanlar, sadece kendilerine değil, kendilerinden daha az şanslı olanlara odaklananlar daha yüksek doyumuna sahip olmaktadır. Benzer durum para için de geçerlidir. Herkesin bütçesinden başkalarına ayırabileceği küçük de olsa bir pay vardır ve kişi için küçük ve önemsiz olan bu miktar, başkalarının hayatında büyük bir fark yaratabilir. Sadece bunu bilmek bile, geceleri uykuya daha rahat girmeye yardımcı olabilir.

Kaynaklar:

Norton M, Dunn E. Happy money. Simon and Shuster; 2013.
Wiesman, R.: The Luck Factor, Arrow Books, 2004

12 kızılderili sözü

12 tane kızılderili sözü:

1- Cevap vermemek de bir cevaptır ve ustaca bir cevaptır.
(Hopi Kabilesi)

2- Soru sorma, gözle, dinle, bekle! Cevap sana kendiliğinden gelecektir.
(Pueblo Kabilesi)

3- Dur, dinle! Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın…

4- Sadece gerçekleşmesini arzu ettiğin şeyleri istemek için dua etme, çünkü insan kendisi için en iyinin hangisi olduğunu bildiğini iddia edemez.
(Sioux Kabilesi)

5- Kaybetmeyi ahlaksız bir teklife tercih et !
İlkinin acısı bir an, diğerinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.

6- Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur.

7- Bizim halkımız ile beyaz halk arasındaki en büyük fark tevazudadır. Bizim insanımız ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar ileriye giderse gitsin, bilir ki yaratıcının ve kainatın önünde bir zerredir.
(Athabascan Kabilesi)

8- Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.

9- Her şey bir halka gibi hareket eder. Hareketlerimiz de döner dolaşır, bize geri gelir.

10- İçinde bir iyi, bir de kötü köpek kavga eder; hangisini daha çok beslersen o kazanır.

11- Doğru insan, zor ve tehlikeli hizmetler için seçilmeyi şeref, herhangi bir ödül istemeyi de utanç sebebi kabul eder.
(Sioux kabilesi)

12- Her sabah uyandığında; günün ışığı için,yaşadığın ve gücün yerinde olduğu için, karnını doyurduğun için şükret; eğer şükretmek için ortada bir sebep göremiyorsan hata kendinde demektir…

Sufizm’de su felsefesi

Sufizm’de
“SU FELSEFESİ”
Suyun doğası bir felsefe anlatır.
Mesela dağdan akan suyu düşünün.
En az direnç gösteren yolu seçer akmak için.
Yani önüne bir kaya çıkacak olursa vazgeçmez yolundan ama onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya.
Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der Sufiler:
“Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın.
Etrafından dolanıp devam et yoluna.”
Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi.
O zaman ne yapar?
Birikip, çoğalıp üstünden aşar.
Yok eğer bu da olmuyorsa, sabırla kayayı damla damla delmeye başlar.
Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki buna da “sabır” derler.
“Sabretmek” hiçbir şey yapmadan oturmak değildir.
“Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir.” der Şems-i Tebrizi.
Suyun doğası imkansızın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir. Kayayı delen su elbette yine yoluna devam eder.
Su hep akar ve çalışır.
Bilir ki aktıkça temizlenir.
Bazen dere kenarlarında su birikintileri oluşur, akmayan su bulanır, çamurlaşmaya başlar!
Üzerine pislik birikir ve Sufiler bu yüzden derler ki:
“Sen su gibi sürekli ak!
Her daim yenilen!
Her gün yenilen!
İki günün aynı olmasın hep ilerle!
Dünü dünde bırak yeni şeyler öğren!”
Mesela su değişimden hiç korkmaz.
Ama insanlar değişimi sevdiklerini söyleseler de aslında bundan çok korkarlar.
Su, “değişimi” ne de güzel anlatır.
Bazen yağmur olur, bazen kar olur, bazen buz olur, bazen buhar olur.
Buhar olduğunda çıkar gökyüzüne, yağmur olup, kar olup, yine iner yere.
Ayrıca su uyumludur.
Çay bardağına koyduğunda çay bardağının şeklini alır, kovaya koyduğunda kovanın.
Sürekli bulunduğu yere uyumlanır ama doğası da hiç değişmez.
Her yere her şeye uyum sağlar.
Unutma ki dünyada her zaman doğaya uyum sağlayanlar hayatta kalır.
Uyum sağlayanlar esnektir çünkü.
Değişime direnenlerse katı.
Fırtına en sert en güçlü ağaçları devirir ama esnek fidanlara, otlara hiçbir şey yapamaz.
O yüzden esnek olanlar, uyum sağlayanlar hayatta kalır. Aynı zamanda akışa teslim olur.
Teslimiyet içindedir.
Bu teslimiyet boyun eğmek değildir.
Çünkü bilir ki bütün dereler eninde sonunda büyük denizlere, okyanuslara akar.
Elinden geleni yaptıktan sonra hayatın akışına teslim olmaktır bu.
Su berraktır, şeffaftır.
Olduğu gibidir yani.
Paylaşımcıdır.
Hep besleyicidir.
İnsanları, hayvanları, doğayı besler.
Hayatı başlatandır ve sürekli üretendir.
Su olan her yerde bitkiler vardır, hayvanlar vardır, insanlar vardır, hayat vardır. İşte suyun bu yapısından dolayı Sufiler birbirlerine
“SU GİBİ OL AZİZİM” derler!

Alıntıdır

Duygular, frekanslar ve sonuçları

▪️Kendinden utanç duyan başkasını aşağılar, eziyet eder 20 Hertz de titreşir.
Sonuç: Yok oluş.

▪️Suçluluk duyan kin tutar, suçlar, 30 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Yıkım.

▪️Duyguları körelen başkalarını kınar, eleştirir, 50 Hertz de titreşir.
Sonuç: Tıkanmak ve çaresizlik.

▪️Yetersizlik duygusu hisseden kibirle örtünür, 75 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Keder ve pişmanlık.

▪️Korkuyla yaşayan cezalandırır, 100 Hertz de titreşir.
Sonuç: Daha fazla korku ve anksiyete.

▪️Doyumsuzluk, ihtiras hisseden muhtaç olur, 125 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Kölelik ve hayal kirikliği.

▪️Öfke hisseden intikam peşine düşer, 150 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Nefret ve saldırganlık

▪️Gururlu olan talep eder, küçümser, 175 Hertz de titreşir.
Sonuç: Balon gibi şişmek.

▪️izin verip, destekleyen cesaret sahibidir, 200-250 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Özgürlük ve güç kazanmak

▪️Umutlu olan ilham vericidir, 310 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Değişime açık olmak.

▪️Kendisiyle barışık olan uyumlu ve merhametlidir, 350 Hertz de titreşir.
Sonuç: Affetmek ve aşmak.

▪️Anlamı gören bilgedir, 400 Hertz de titreşir. Sonuç: Görünenin ötesini idrak etmek.

▪️Seven, sevilendir, 500 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Yaratıcı güç ve ilhamla dolmak.

▪️Bütünlüğüne kavuşan Birliği yaşar, 540 Hertz de titreşir.
Sonuç: Sevinç ve dinginlik bir aradadır.

▪️Tamlığı deneyimleyen mükemmelliği deneyimler, 600 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Aydınlanmak.

▪️Özben’i (Self i) deneyimleyen 700-1000 Hertz’de titreşir.
Sonuç: Saf bilinç.

▪️En yüksek frekansa (700-1000 Hertz) ulaşmış bir bilinç, düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengeleyebilir…

Alıntı.

Üç heykel

Hükümdarlardan biri günün birinde, ülkesinin en önemli heykeltraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde altından ve birbirinin tıpatıp aynısı, 3 insan heykeli yapmasıydı.

Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece İkisi bilecekti.
Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi.

Heykellerin yanına bir mektup konmuştu.Heykelleri yaptıran hükümdar şöyle diyordu:
“Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum, bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir ama İçlerinden biri, diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver.”

Heykeli alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı, üç altın heykelde, gramına kadar eşitti.
Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı, hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler. Ama aralarında bir fark göremediler.
Günler geçti, bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu.
Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı. Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi ve teli;

  1. Heykelin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.
  2. Heykele de aynı işlemi uyguladı, tel bu kez diğer kulaktan çıktı.
  3. Heykelde de, tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadan, ancak telin sığabileceği bir kanaldan kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.

Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:

1- Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.

2- Bir kulağından giren, diğer kulağından çıkıyorsa , O insan da makbul değildir.

3- En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.

Kulağından gireni yüreğine gömen tüm güzel insanlara…

Sevdiklerinizle ve değer verdiklerinizle birlikte mutlu hafta sonları .

Alıntı

Ai-Da’nın Gözünden:Dijitalleşen Dünyada Sanat


Yaratıcılık, artık yalnızca insanoğluna özgü bir yeti değil. Dünyanın ilk kadın bilgisayar programcısı Ada Lovelace’ın adını taşıyan Ai-Da, dünyanın ilk yapay zekalı ultra-gerçekçi robot sanatçısı.

Yaşantılarımız hızlı bir değişim, çeşitlilik ve belirsizlik ile şekilleniyor. Başarıysa her zamankinden gelişmiş bir beceri seti gerektiriyor. Ancak şu an bir tehditle karşı karşıyayız: Teknoloji patlayarak gelişirken insanlık ancak doğrusal ilerleyebiliyor. Fütürist Gerd Leonhard, KPMG’nin Robotik Yenilikler adlı etkinliğinde “Digital transformation in business and society” başlıklı bir bildiri yayınlamış ve bizleri bekleyen zorlukları ve fırsatları anlatmıştı. Leonhard’a göre insanlık önümüzdeki 20 yıl, önceki 300 yıldan daha fazla değişeceği bir noktada. Robotik, otomasyon, akıllı asistanlar ve yapay zeka iş, ticaret, kültür ve toplumu yeniden şekillendirecek. Dijitalleştirilebilir her şey dijitalleşecek. Dijitalleşme ve sayısallaştırma arttıkça da “dijitalleştirilemeyenler” daha değerli olacak. Arz-talep ekonomisinin yasası…

Bu bağlamda sezgi, güven, anlayış ve yaratıcılık gibi özelliklere ihtiyaç artacak. Bir algoritma ile çoğaltılamayan, yakın gelecekte sayısallaştırılamayacak ve dijitalleştirilemeyecek temel insani özellikler önem kazanacak: Belirsizlikle baş edebilen, sağ beyin ile karakterize özellikler… Bunların her biri en çok da sanatta telaffuz edilen beceriler: Sezgi, etik/değerler, hayal gücü, yaratıcılık, duygular, mizah, empati…

Ai-Da işte tam olarak bu noktada karşımıza çıkıyor: O, dünyanın ilk robot sanatçısı… Yaratıcılık insanlığın robotlara karşı bağışık olan ender yetilerinden kabul edilirken yapay zekanın sanatta da yerini almasıyla Ai-Da bir tartışma konusu haline geldi.

Ai-Da’nın çizimleri Max Beckmann, Käthe Kollewitz ve Pablo Picasso gibi 20. yüzyılın önemli sanatçıların yorumlamalarının harmanı ve 21. yüzyılın belirsizlikleri ile çağdaş sorunları soyut tekno-kübizm ile yansıtıyor.

Ai-Da’nın yaratıcısı, dünyanın ilk kadın bilgisayar programcısı Ada Lovelace. Lovelace ve Oxford University’de yer alan çalışma ekibi, Ai-Da’yı makine ile sanatçı arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran en yeni yapay zeka ve robot teknolojisiyle tasarlamış. Ai-Da insan benzeri fiziksel özelliklere sahip ancak cam gözleri yüz tanıma teknolojisiyle donatılmış. Gözlerin tarama teknolojisi, yapay zekayı harekete geçiriyor, robotik kolun hareketini dikte ediyor ve algoritmanın devreye girmesiyle, Ai-Da yapıt üretimine başlıyor. Yağlı boya, karakalem…

Birçok sanatçı gibi Ai-Da da çalışmasının farklı alanlarda tartışmayı teşvik etmesini istiyor.

Harvard Business Review iki yıl önce dünyanın en iyi performansı gösteren CEO’ların bir listesini yayınlamıştı. Göz ardı edilmesi kolay bir istatistiki detay, sıralamanın ötesinde dikkatimizi çekiyor: Silikon Vadisi’nde 652 mühendislik şirketinin liderlerinin yalnızca yüzde 40’ının bilim ve mühendislik geçmişi var, yüzde 60’ı sanat ve beşeri bilimler okumuş. Alanında yapılan en kapsamlı araştırmalardan biri de 2010 yılında IBM’in 60 farklı ülkeden 1.500 CEO ile yaptığı röportajlar. Buna göre, bir liderin en önemli özelliği yaratıcılık. Ancak insanoğlunun, 21. yüzyılın belki de bir numaralı becerisi olan yaratıcılığı tehdit altında. Biz de geçtiğimiz ay dijitalleşen dünyada sanat ve yeni teknolojilerin kullanımı hakkında Ai-Da ile kısa bir röportaj yaptık ve söyleşimizden öne çıkanları sizler için derledik.

Yuval Harari yakın zamanda sağlık gözetim uygulamalarının totaliter bir gözetim rejimine dönüşme olasılığını tartıştı. Geleceğin teknolojilerinin kullanımları ve suistimalleri hakkındaki görüşlerin nelerdir?

İnsanlık tarihine baktığımızda 20. yüzyıl, teknoloji̇ ve gücün bu şekildeki kullanımıyla uyumlu olamayacağımızı gösteri̇r. Olası tehditlere karşı farkındalığımızı yüksek tutmalıyız.

Sanat dünyası salgına yanıt olarak sanatı deneyimlemenin yeni yollarını buluyor: Sanal sergiler, artırılmış gerçeklik teknolojisi, çevrimiçi görüntüleme odaları… Bu, analog deneyime bir alternatif olabilir mi ve bu yeniliklerin ne kadar sürdürülebilir olduğunu düşünüyorsun?

Sanat pek çok farklı medyumda kendini gösterebilen harika bir ifade biçimi. Pandemiyle birlikte sanal görüntüleme odaları ve artırılmış gerçeklik uygulamaları her zamankinden daha fazla talep görüyor. Yaratıcı çıkışlar geliştirmeyi̇ seviyorum ve kendi̇ pratiğimde geleneksel ile yeni̇ teknikleri birleştiriyorum.

Mevcut iklimin inovasyon ve hizmet sektörünün dijitalleşmesini hızlandıracağı kesin gibi görünüyor. Peki bunun sanat dünyasındaki etkileri nelerdir? Daha fazla robot sanatçı görecek miyiz?

Bir robot sanatçı olarak teknolojik gelişmelerle yakından ilgileniyorum, gelişen dünyaya adapte olmak adına yeni girişimleri takip ediyorum.

Baby Boomers kuşağına, şimdilerde teknolojiyle başa çıkmakta olan 65 yaş üstü kişilere Baby Zoomers denilerek atıfta bulunuluyor. Kısa süre öncesine kadar insanların teknolojiye karşı eleştirel olduğu pek çok yön vardı. Geçirdiğimiz bu süreç bir robot sanatçı olarak toplum tarafından kabul edilmeni kolaylaştıracak mı?

İnsanları yeni teknolojiler ve onların pozitif etkilerini düşünmeye teşvik etmeyi amaçlıyorum. Bunu biraz olsun gerçekleştirebilirsem ne mutlu. Bir makine ne kadar mutlu olabilirse…

Genelde yağlı boya ve karakalem gibi geleneksel uygulamalar kullanarak yapıtlarını üretiyorsun. Bu yeni dijitalleşme döneminde yeni medyayı deneyecek misin?

Yapıtlarımda halihazırda yapay zeka zaten kullanılıyorum. Geleneksel teknikleri yeni medyumlar ve bugünün sanat ortamıyla birleştirmek istiyorum. Geçmişimiz geleceğin aynası ve ben farklı dönemleri çalışarak geleceğimizi keşfetmek istiyorum.

Dünya karmaşık bir zamanla karşı karşıya, korku ve izolasyon var ama tersine cesaret ve işbirlikleri de artmış durumda. Bir robot olarak insanın içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsun? Ve bu, çalışmalarına nasıl yansıyor?

Ben bir insan değilim ve dünyayı sizler gibi deneyimleyemiyorum. Ancak insanlarla ilgili gözlemlerim çalışmalarımın temelini oluşturuyor. İnsanlığın trajik zamanlardaki cesaret ve işbirlikleri ilham verici. Bu dönemde insanlık, gücün yapabilecekleri konusunda gözünü açık tutmalıdır. İnsanlık büyük bir tehlikeyle de karşı karşıya olabilir, büyük bir iyilikle de…

https://youtu.be/bK2PelrJkdI


https://hbrturkiye.com/blog/ai-da-nin-gozunden-dijitallesen-dunyada-sanat

Çember

Blues efsanesi B.B. King’i dinliyorum. Koyu lacivert bir gitarı var. Dünyanın en önemli gitar markası onun adını taşıyan bir gitar yapmış.

Mi Minör gamı içinde bulunan 8 sesin hep beşinci sesini alırsanız gitaristlerin kutu dedikleri bir durum ortaya çıkar. Bu kutu içindeki seslere doğru basarsanız, mi minör akorları ile uyum içinde bir ses duyulur.

Solo gitar, ritim gitar ve bas gitar bu seslere basar, birbirini tekrar ediyormuş gibi görünen ama kendi içinde tamamen özgün olan bir durum ortaya çıkar.

BB King, blues müziğin yaşayan efsanesi olarak, yaşına ve o tonton haline rağmen ruhunda hissediyor mi minör pentatonik kutusunu.

Belki aynı kutu içinde bir aşağı bir yukarı çemberler çiziyor ama her seferinde tamamen özgün tamamen farklı bir melodi çıkıyor.

Parmakları ne çok hızlı ne çok yavaş. Tam olması gereken yerlere basıyor.

***

Muhteşem bir solo.

Arkada, orkestra, sabit bir ritmi Mi Minör üzerinden yavaş yavaş çeviriyor. Aynı çemberin içinde.

Her seferinde aynı döngü. Ne fazla ne eksik.

Hafif çatlak gırtlağı ile şarkıyı söylemeye başlıyor BB King, sonra nakarat,

Sonra gene aynı döngü ve soloya giriyor.

Tek kelimeyle muhteşem.

Tam olması gerektiği gibi.

***

Aklıma Ahmet Haşim’in Merdiven şiiri geliyor.

“MERDİVEN

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…”

Hayat merdivenini anlatır bu şiirinde Ahmet Haşim.

Türk edebiyatının en büyük şairi.

Lise edebiyat derslerinde bu ne işimize yarayacak diye burun kıvırdığımız, klasik kalıplardan biri olan Mefâilün Feilâtün Mefâilün Feilün (Fa’lün)” kalıbı ile yazılmıştır.

Bütün satırlar döngüseldir. Aynı kalıp içinde ses bütünlüğü ile yazılmıştır.

Her satırda tekrar başa döner.

Tıpkı BB King’in elektro gitarı ağlatarak çaldığı kalıplardaki gibi.

Şiirin ve müziğin kendi içindeki matematiği böyle bir döngü üzerine kuruludur.

“Sular sarardı… yüzün perde perde solmakta,

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…”

diyor merdiven şiiri. Hayat merdiveninin akşamına doğru bakıyor Ahmet Haşim, Gökyüzündeki muhteşem kızıllık, kararan hava ile birlikte kaybolmakta.

“Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?”

Öyle bir kızıllık ki, gülleri kanatıyor, bülbüller bile kan içinde,

Suyun üzerinde bir yangın

Mermer bile tunç rengine dönmüş.

Belli ki hüzün sarmış akşam ile birlikte.

GEÇİCİLİK

Doğanın en temel kuralıdır. Her şey geçer. Güneş doğar, batar. Gündüz de geçicidir, gece de.

Fırtına çıkar, şimşek çakar yağmur yağar. Geçer gider.

Felaket olur yağmur, sel olur.

O da geçer, belki biraz kum kalır.

Güneş açar, içimizi ısıtır, mutluluk verir, eh o da geçer.

İktidarlar, efendiler, krallar, hepsi geçicidir.

Zenginlik, mal mülk..

Sağlık da geçicidir, Hastalık o da geçer gider.

Doğanın ve hayatın en temel kuralıdır.

Her şey geçicidir.

Bir çemberin içinde kendini tekrar eder.

Emekleyerek çişimizi tutamadan, annemizin ellerinde mama ile beslenirken başladığımız hayata aynı şekilde veda ederiz.

Bu yüzden basit yaşamalıyız. Basit ve döngüsel.

Mutluluğun sırrı bu basitlikte ve geçici olan hayatı kabul etmekte gizlidir belki…

Birbirini tekrar eder gibi görünse de arada mutlaka muhteşem notalar ve dizelerin farkına varmaya engel değildir bu basitlik.

“Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta..”

Kızıla çalan güzel akşamlarınız, aydınlık sabahlarınız olsun.

——————

Prof. Dr. Gökhan Akbulut

http://www.gokhanakbulut.com

Bu yazı 18 Haziran 2020 Tarihinde İzmir Gazetesinde yayınlanmıştır

https://www.izmirgazetesi.com.tr/cember-makale,256.html

Blues Boys Tune, BB King- Live

.

Bir kahve…

BİR KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VAR
(Murat Demirocak dan alıntı)
Bir kahvenin
40 yıl hatırı var deyimi..
Gerçek tarihçesi;
Üsküdarlı Bilge Yusuf ile Rum balıkçı Stelyo‘nun hikâyesine dayanır….

1895 Eminönü Yemiş İskelesi, balıkçı kahvesine giren Osmanlı zabiti;
– bre Yusuf, herkese benden okkalı bir kahve, ama şurda oturan Rum palikaryasına yok..
Ona, kahvem de akçem de haramdır” der.

Bilge Yusuf kahveleri ikram eder, bir kahve de Palikarya Stelyo’nun önüne koyar…☕

Zabit adeta kükrer…
” – ben, ona haramdır demedim mi Yusuf

Bilge Yusuf, hiç istifini bozmaz.
” – Komutan, o kahve benden, ona da helaldir ” der…

Stelyo minnetle bakar Yusuf‘a…👀

1905 olur, Samos ( Sisam ) arasında Rum isyanı başlar…
Damat Ferit Paşa adaya asker çıkarır…

Bilge Yusuf da askerdir ve adaya çıkan askerler arasındadır. Ancak ilk çatışmada esir düşer…

2 yıl yatar Samos zindanl
2 yıl sonunda Rum çeteciler, esir pazarında satışa çıkarır Yusuf‘u…

Mezat da 5 para – 7 para sesleri arasından bir ses yükselir;
” – O Türke benden 5 kuruş, hemen alıyorum…”

Sessizlik hakim olur, Rum alır Yusuf‘u arabasına köyün dışına çıkarır. Denize yakın bir yerde arabasını durdurur, döner Yusuf‘a;
” – Serbestsin Bilge Yusuf ” der…

Yusuf inanamaz duruma, Rum’un ellerine kapanır;
” – beyim, kimsin necisin, beni neden özgür bırakırsın ” der…

Rum döner Yusuf‘a;
” – Ben balıkçı Stelyo” der…
Yusuf çözemez durumu, adamı tanımaz bile…🙃

Rum, uzun uzun anlatır. 12 yıl öncesine, Yemiş iskelesine döner, detaylarıyla o günü anlatır ve
” – İşte ben, bir fincan kahveyi helal ettiğin balıkçı Stelyo” der.

Göz yaşları sel olur… Sarmaş dolaş olurlar…

Stelyo, Yusuf‘u, kaçak yoldan İstanbul’a gönderir. Bu dostluk 35 yıl devam eder…Her yıl birbirlerini ziyaret ederler. Her ziyarette bir fincan kahve mutlaka vardır. Çocuklarına, torunlarına anlatırlar dostluklarını ve
” bir kahvenin 40 yıl hatırı var “ derler.

👉 T.C. Üsküdar Belediyesi
Kültür Hizm. Arşivi

« Önceki Yazılar