Category Archives: MEME KANSERİ

Gebelikte ve emzirme döneminde meme kanseri olur mu?

GEBELİKTE VE EMZİRME DÖNEMİNDE MEME KANSERİ OLUR MU? ‘’Gebelikte veya emzirme döneminde meme kanseri olmaz.’’ denilemez. Ömrü boyunca her kadında meme kanseri gelişebilir. Kadın olmak meme kanseri olmakta birincil risk faktörüdür. Gebelik ve lohusa döneminde görülen meme kanseri genç yaşta gelişmiş olması, hızlı ilerlemesi ve süt mastiti ile karıştığından genelde kötü gidişlidir. Genelde ileri evrelerde yakalanır.

Büyük meme, kanser hastalığında meme ışınlaması nasıl yapılır?

Çok büyük ve sarkık memeli meme kanseri hastalarının meme ışınlaması her zaman mümkün olamamaktadır. Bu gibi hastalara genelde memenin tamamının alınması önerilmektedir. Ancak erken evre meme kanserli hastalarda memenin korunması ve akabinde kalan memenin ışınlanması meme kanseri tedavisinde standart yaklaşım olarak gündeme oturmuştur. Ancak çok büyük ve sarkık memelerin ışınlanması, gerek doz dağılımının uygun olmaması gerekse hayatı organlara ışın sıçraması nedeniyle teknik olarak mümkün olamamaktadır. Büyük memeli küçük kanseri olan hastaların memeleri tamamen alınmalı mıdır? Hayır. Bu gibi hastalarda tümörle birlikte aynı ameliyatta fazla meme dokusu da çıkartılarak meme küçültmeli kanser cerrahisi yapılabilir. Aynı ameliyatta diğer meme de küçültülerek simetrizasyon sağlanır. Böylelikle hastanın tek taraflı memesinin tamamı alınmamış dolayısı ile kalan diğer büyük memenin sebep olacağı bel, omuz ağrısı, vücudun o tarafa çekmesi ve görsel çirkinlik önlenmiş olur. Küçültülen kanserli meme de uygun protokoller dâhilinde ışınlanabilir. 

Yazan: Op. Dr. Didem Can Trabulus

OBEZİTE VE MEME KANSERİ

OBEZİTE VE MEME KANSERİ

OBEZİTE (ŞİŞMANLIK) NEDİR?
Obezite, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) tanımıyla, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesidir. İdeal kilonun, zayıflığın ve obezitenin dercelerinin belirlenmesi için, vücut kitle indeksi (VKİ) ifadesinden yararlanılır. VKİ boy ve ağırlığın özel bir formül ile oranlanması ile hesaplanır ve bu hesaba göre VKİ > 30 olan bireyler obez olarak tanımlanır
OBEZİTE NASIL OLUŞUR?
Gereğinden fazla, aşırı kalorili ve yağdan zengin gıdaların tüketimi, hareketsiz ve spordan uzak yaşam obeziteye uygun zemini hazırlar..Bu durumda günlük ihtiyaçtan fazla enerji alınmış ve harcanamamış olur, harcanamayan enerji vücutta yağ olarak depolanır ve obezite oluşur.
OBEZİTENİN ÖNEMİ NEDİR?
Obezitenin son yıllarda artması, çeşitli sağlık sorunlarınıda beraberinde getirmiştir.
Obezitenin neden olduğu hastalıklar, sigaranın oluşturduğu sağlık sorunlarından sonra ÖNLENEBİLİR ölümlerin ikinci en sık nedenidir.
Yağ dokusu, adiposit adı verilen ve tamama yakını yağ damlacığıyla kaplı hücrelerce oluşturulan bir dokudur. Vücut boyunca dağılım gösteren yağ dokusu oldukça dinamiktir. Yağ dokusu sadece yağ depolamadan sorumlu değildir. Aynı zamanda hücre düzeyinde etki sağlayan bir takım hormon benzeri maddeler salgılar. Bu maddeler vücuttaki sistemler üzerine olumsuz etkide bulunabilir ve belli bir düzen içinde çalışan sistemlerin bozulması nedeni ile de diabetten hipertansiyona ve kansere kadar pek çok hastalığın ortaya çıkmasına neden olur.
OBEZİTE KANSERLE NASIL İLİŞKİLENDİRİLİR?
Yağ dokusundan salgılanan maddelerin bazıları kanseri baskılayan genleri baskılayarak, bazılarıda kanser oluşturan genleri destekleyerek kanser gelişimine katkıda bulunur. Obez kişilerde kanser sıklığı %33 oranında daha fazladır. Özellikle; rahim kanseri, bağırsak kanseri, menopoz sonrası dönmede meme kanseri, böbrek kanseri ve yemek borusu kanserinin hareketsizlik ve obezite ile % 25-30 oranında ilişkili olduğu bilinmektedir. Yumurtalık kanseri, safra kesesi kanseri ve pankreas kanseri ile şişmanlık arasında da ilişki olduğunu belirleyen çalışmalar vardır. Östrojen, projesteron, androjen ve insülin benzeri büyüme hormonu gibi hormonların kanser öncüsü genler ve kanseri baskılayan genler üzerine etki ederek kansere karşı eğilimi arttırmaktadır.
OBEZİTENİN KADINLARDA GÖRÜLEN EN SIK KANSER OLAN MEME KANSERİ İLE İLİŞKİSİ NEDİR?
Obezite ile meme kanseri arasındaki ilişki menopozal duruma bağlı olarak değişmektedir.
Yüksek BMI veya menopoz döneminde kilo alımı meme kanseri riskini arttırır. Bu dönemde VKİ de her 5 kg/m2’lik artış meme kanseri riskinde %18 lik bir artışa neden olur. Menopozadan sonra 10 kg kadar kilo vermek ise meme kanseri riskini %50 azaltır. Yağ dokusunda östrojen üretiminde artış, insülin ve insülin benzeri hormonlarda artış ve yine yağ dokusundan salgılanan leptin adiponektin,IL-6 vb adı verilen maddeler menopozal ve menopoz sonrası dönemde meme kanserinin artmasına neden olan etkenlerdir.
Menopoz öncesi dönemde, obezite adet düzensizliklerine ve östrojen salgısının azalmasına neden olduğu için meme kanseri riskini azaltıyor diye yorumlansa da bu azalma hormon pozitif denen grupta olur. Üçlü negatif gurup meme kanseri diye anılan gurupta az da olsa bir artış vardır.
Hareketli ve sağlıklı beslenenrek geçireceğiniz günler dileriz…
Sağlıcakla kalın
Yrd.Doç Dr Özlem Uysal Sönmez.
İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

Açelya ELMAS ile beş çayı..

ResimTeşhisim konulduğunda ilk aklıma gelen isimlerdendi Açelya ELMAS. Diziyi çekmeye devam ettiğine göre kemoterapi alırken, demek ki ayakta durabileceğim diye mutlu olmuştum. Ve o günden itibaren bir gün O’nunla sohbet etmenin tadına doyum olmaz diye düşündüm. İşyerimde misafir ettiğim ve mütevazılığıyla herkesin beğenisini kazanan bu güzelliğe ne desem az. İsmiyle müsemma; bol çiçek açan. Sıcacık gülüşü, dik duruşu ve umutla bakan o güzel gözlerine bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

*Sevgili Açelya kendinden biraz bahseder misin, oyunculuğa nasıl başladın?

Nasıl başladım?

Hep derler ya çocukluğumdan beri olan bir şeydi içimde, gerçektende öyle içinde olunca insanın, “Fame” diye bir dizi vardı, konservatuvar hayatını anlatırdı, dans şarkı müzik izlerken o diziyi evin içinde açık bir alanımız vardı, ordan oraya uçardım, çocukken ayna önünde kendi kendime senaryolar yazardım oynardım, bir ağlar bir gülerdim, ailem korkardı bu çocuk ruh hastası olacak diye… Ve sonra oyuncu oldum, ailemizde modacı var annem ressam, babam reklamcı ve matbaacı, teyzem tekstilci olduğundan beni sürekli tasarım ve çizime yönlendirirdi. Uzun süre kurslara gittim teyzemde moda üzerine okumamı isterdi onun bölümünde.Grafik sınavlarına giderken, opera bölümünün sınavına girdim ve kimseye söyleyemedim şan üzerine sınavlara gidiğimi kimse bilmiyordu…Herkes beni grafik sınavına giriyorum sanıyordu ama ben şan bölümünü kazandım ve bir dizi sınavlara girdim. Bizim okula girmek için dört beş sınava arka arkaya giriyorsunuz. Ailem heyecanla sonuçları bekliyordu ve gittiğim kursun duyuru tablosuna kazananların bölümleri yayınlanmıştı, benim şan bölümünü kazandığımı gören herkes şok oldu… Herkesi kandırıp konsevatuvarlı olmuştum, ailem o andan itibaren destekçim oldu.Öylelikle başladım ama okulum 6 seneydi ama ben 4. Senesinde eğitimle beraber iş hayatına da başladım…

*İlk projen neydi?

İlk projem “Şehrazat Müzikali” idi ve çeşitli filmfestivallerinde aktif görev aldım ve Türkiyedeki ilk opera klibini Dolmabahçe sarayında ben çektim. İlk dizim ”Zeynep” adında bir diziydi, sonrasında “Deliyürek”, “Evyah Babam” ,” Nisan Yağmuru” , “Kurşun Yarası” ” Lale Devri” gibi dizilerde rol aldım. Dizi sektörü hemen hemen 1998 yılında oldukça hareketliydi. Ve bende o yıllardan beri severek dizi projelerimi yürütttüm, hastalıklara rağmen.

*Peki kanserle nasıl tanıştın? Neler hissettin?

Kanserle 2003 yılında tanıştık Kurşun Yarası dizisinde iken. Hoçkin Lenfoma’ydı adı; Lenf Kanseri, hoş bir tanışma olmadı elbette.

*Sürekli kontrollere gidiyor muydun? Yoksa bir tesadüf eseri rahatsızlığından dolayı mı tetkikler yaptırdın veya düzenli tetkikler yaptırsaydın bu derece kayıplara uğramayabilir miydin?

Hiç kontrole giden biri değilim.Ve tüm bilgi toplantılarında” ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR” denilmesine katılıyorum. Çok önemli çünkü ve herkesin bunu anlaması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca toplum olarak doktor seven bir millet değiliz, biz hep son çare olarak doktora gidiyoruz biliyorsunuz.

Ben çok hiper aktif bir tiptim, halada öyleyim aslında. Hep bir uyku halim başladı, sette devasa sofralar kurulur sette ama ben tabakları itip masada uyurdum, yemeğim gelir beni uyandırırlardı, set sırasında sıcak bir yer bulduğumda kıvrılır yatardım. En son bayılmalar da başlayınca yapımcım Şükrü AVŞAR “Açelya gel seni bir doktora götürelim” dedi. Öksürüyorum, terliyorum bir anda kendimi kötü hissetmeye başladım ve o dönemlerde Cunda adasında “ Kurşun Yarası” nı çekiyorduk dağlarda, yaylalarda, sabah erken başlıyorduk çekimlere ve üzerimizde ipekler, ayağımızda çarıklar var diye basit bir üşütme olarak düşündüysem de yok dediler bu durum normal değil deyip İstanbula gelip özel bir hastanede bir dizi tetkiler yaptırdım ve aileme; “Açelya iyi durumda değil, durumu kötü, kurtaramayabiliriz, hazırlı olun, henüz ona söylemeyelim son sözü biyopsiden sonra doktoru söylesin” demişler.

İlk etapta bana söylenmedi, sete geri döndüm meğer ailem ve yapımcım, set arkadaşlarım herşeyi biliyormuş, moraller bozuk, ağlayanlar üzülenler bir garip hissettim. Herkes kanser olduğumu biliyor ve kimse bir şey belli etmemeye çalışıyor. Bir durgunluk bir sessizlik. Bir hafta sonra doktorumla görüşmemizde doktorum değişik bir tedaviye başlayacağımızı söyledi ve kanser olduğumu öğrendim.en çok tedavinin saçlarımı dökeceğini ve beni güçsüzleştireceğini öğrendiğimde tutamadım kendimi ve bir anda kalktım gittim 15 dakika kayboldum ortadan hüngür hüngür ağladım ağladım ve sonra doktorumun yanına gittim tekrar, hiçbirşey olmamış gibi “ evet şimdi ne yapacağımızı anlatın, sonra ben napıcamı anlatıcam dedim ve dimdik durmaya çalıştım.

*Dolayısıyla rutin kontrollerle değil, belirtiler ve bir rahatsızlık sonucu gitmiştin doktora, burada unutulmaması gereken insanlar bu raddeye gelmeden rutin kontrollere gitmeliler değil mi Açleya?

Evet ama insanlar doktorları ve hastaneleri çok sevmiyorlar. Ama babamın ve teyzemin benden sonra yapılan tetkiklerle kanser hastalığı olduğu anlaşıldı. Yapılan incelemelerde de ırsi olmadığı ve strese karşı vücut direncimin çökmesiyle, çalışma şartlarımın uyku düzenimi altüst etmesi ve içe atmalarlan oluşan bir yıklışmış aslında kanser hastalığı. 2 evrenin b’sinde yakalandı benim vücudumda. Adı itici bu hastalığın. Ölümcül bir hastalık oluşu ürpetmişti beni. Fakat en çok beni medyadaki lanse edilişi beni üzmüştü. “Kansere yenik düştü veya Ölümcül hastalık; kansere yakalandı “ gibi dramatize edilmesi beni oldukça olumsuz etkilemişti. Hernüz yenilmediğim bir düşmana, yenilmişim gibi hissetmekten zor kurtulmuştum.

*Bu sevimsiz durumla beraber benim bazı güzelliklerim oluştu hayatımda, ebru sanatına, profesyonel fotoğraf çekmeye ve birşeyler yazmaya başladım, sen neler kazandın, neler kaybettin Açelya?

Bazen doğuştan olur ya birşeyler. Sanatçı bir ailenin içinde büyüdüm, hep birşeyler çiziyor, yazıyordum. Hayatımın her alanında hep sanat vardı. Şarkı sözlerim var hatta “Ihlamurlar Altında” ’nın ‘Günahkarsın’ adlı şarkısı benimdir cd’nin 2. Şarkısı dinlersin hatta ağlarsın eminim Seçilciğim. “Gece Sesleri” ‘nin sözleri de bana ait. Hatta ben seslendirmiştim yazdıklarımı. Hep yazan çizen bir insandım, duygu yoğunluğumla bu şekilde başa çıkabildim.

Her zaman hayatta olduğum için şükür duyan bir insanım, sabah kalktığımda gülümseyen her zaman mutluluğu seçmiş bir insanım, ama demek ki içerde çok büyük patlamalar yaşamışım anladım ki. Belki zamanında öfkemi dışarı kusamadığım için diyorum kendi kendime ve içerde büyük yaralar açmışım demek ki. Şimdi daha dışarıya atmayı , çevremde en sevdiğim dahi olsa bana olumsuzluklar anlatan kişileri kendimden uzaklaştırmayı seçtim. Arayıp şu hastaymış, bu kansermiş dediğinde biri uzak kalmak istiyorum. Çünkü herkesin kötü bir hikayesi var hayatta ! Ama ben artık bu durumlardan kendimi uzak tutmaya karar verdim, çünkü ailemizde kendi acılarımızın yanında yabancıların derdi derdimizdir ve hep üzülürüz. Çünkü hastalık hastalığı getiriyor, üzüntü üzüntüyü getiriyor. Negatif durumlardan uzaklaştığınızda rahat bir nefes alıyorsunuz sanki .Hayat en sağlam tutmak istediğiniz yerden yıkıyor kalelerinizi…

*Kanser hastalığı için umut olsan, nasıl bir bir umut olmak isterdin Açelya?

Seçil’ciğim varlığım bir umut diye düşünüyorum. İnsanlar beni izlediği için dik duruşumla onlara umut kaynağı olduğumu düşünüyorum. 4 kez kanser teşhisiyle tedavi gördüm ve 2 kere ilik nakli oldum. Oldukça ağır bir tedaviydi 2 sene boyunca hiç yürüyemedim ama sonra kalktım kick-box yaptım. Kendimi kapatmadım karanlık odalara, hep ortada olmaya gayret ettim, geçtiğim yollardan haberdar ettim insanlar, e-postamdan gelen dualarla ayakta durdum. Moral herşey bu tedavide, en yardımcı unsur bence. Ve herkese izlediğim yolu anlattım. Tecrübelerimi mümkün mertebe paylaşmaya çalıştım. Sosyal medya aracılığıyla kendimden hep haberdar ettim sevenlerimi.

*Kanser hastalarına en önemli tavsiyelerin nedir Açelya?

Moral
Moral
Moral

Önce Allah’a inanmak, sonra kendine inanmak, herşekilde galip geleceğine inanmak. Ve yaşadığı hayattan uzaklaşmamak, eğer kendini dört duvar arasına kapatırsa kanserle mücadele eden insan umutsuzluk üzerine sıcacık bir battaniye gibi ısıtacaktır onu ve karda uyuyacaktır. Ama bilmeyecektir karda uyumak yavaş yavaş öldürür. Geçmişte kalacağını bilmek gerekir kötü yaşanmışlıkların. Bu hastalık geçmişte kalıyor bizimle gelmiyor. Mühim olan bu süreci en güzel nasıl atlatabiliriz onu bulmak aslında, spor yaparak mı, sevdiklerimizle doyasıya eğlenceli vakitler geçirerek mi, kendimize birşeyler katarak mı? Ben o dönemleri hep gülerek geçirdim ve eminim kanser hücreleri oksijeni sevmediği gibi gülümsemeyi de sevmiyor. Doktorum hep der: Bir hastam bana gülümseyerek geliyorsa kan değerlerinden şüphe etmem, kesin yüksektir der.

Çünkü moral ve pozitif enerji her zaman tamir eder ağrıyan yanlarımızı, bünyemizi etkiler unutmayın…

Senin bir sözünü unutamadım Seçil:
Mutsuz olma lüksü yoktur bazı yüreklerin !

Sağlıcakla kalalım…

Fotoğraf: Seçil Nimet
Kolaj: ANSIZIN

İçilen alkolün türünden çok miktarı önemlidir ve Alkol kullanım miktarı ile meme kanseri gelişim riski açısından doğrusal bir doz yanıt ilişkisi vardır.

Resim

Alkol ve meme kanseri riski arasındaki korelasyonu araştıran çalışmalar genellikle yurtdışı kaynaklıdır ve çalışmalarda alkol alım miktar birimi için ”içki” tanımı kullanılmıştır. O halde alkol alımı ile meme kanseri oluşum riskini anlayabilmek için 1 içki ile ne anlatıldığını bilmemiz gerekiyor. Aslında 1 içkiyi tanımlayan miktar ülkelere göre farklılıklar gösteriyor. Amerika Birleşik Devletlerinde 1 içki, 14 gr alkol içeren içkiyi, İngiltere’de 8 gr alkol içeren içkiyi, Japonya da ise 19.75 gr alkol içeren içkiyi tanımlar.Ülkemize ait böyle bir tanım yoktur.

Peki hafif, orta , yoğun alkol alımı ile anlatılmak istenilen nedir?

Hafif alkol alımı: <1 standart içki/gün

Orta alkol alımı: <2 standart içki/gün

Yoğun alkol alımı : >7 standart içki/hafta veya her seferinde 3 standart içki içilmesidir.

Alkol kullanmayan kadınlarla  karşılaştırıldığında hafif yada yoğun alkol kullanan kadınlarda meme kanseri riski anlamlı ölçüde daha fazladır. Günde 1 içki tüketen kadınlarda meme kanseri riski, hiç içki içmeyen kadınlara nazaran %10-12 oranında artar. 110 epidemiyolojik çalışmanın 2013 metaanalizi hafif alkol alımı ile meme kanseri gelişimi  arasında da küçük ama  anlamlı bir ilişki gösterdi . Günlük alınan alkol miktarında her 10 gram artışla (standart %70’lık içki) meme kanseri riski %9 artmaktadır. Hiç alkol almayanlarla kıyaslandığında , yoğun alkol tüketen kadınlarda meme  kanseri görülme riskinin  %40 artış gösterdiği bildirilmiştir.

Neden Alkol Meme Kanseri riskini arttırır ?

Biyolojik bir takım mekanizmalarlarla alkol alımı ile meme kanseri arasındaki ilişki açıklanabilir.

-Alkol metoboliti asetaldehitin doğrudan meme epitel hücrelerini tahrip etmesi olası mekanizmalardan biridir

-Alkolün kandaki östrojen ve androjen vb hormonlarıda yükseltmesi bir diğer mekanizmadır.

Alkol tüketiminin östradiol serum düzeylerini yükselttiği bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda alkol kullanımının hormon pozitif (ER+/PR+) meme kanseri  artışı ile ilişkili olduğu bildirilmiştir.

Alkol ve Hormon replasman tedavisi birlikteliği meme kanseri riskini nasıl etkikler?

Alkol içen  ve  postmenopozal  hormon replasman tedavisi kullanan kadınlarda meme kanseri gelişme riski  bunların her ikisinide kullanmayan kadınlarla karşılaştırıldığında 1.3 kat fazla bulunmuş.  Alkol ve HRT kullanımı 5 yılın üzerine çıktığında riskin 2 kata çıktığı görülmüş.

Ya birde Folik asit eksikliği varsa ?

Alkol kullanmayanlarla karşılaştırıldığında; Günde 1 veya  az alkol alan ve beraberinde folik asit eksikliği olan  kadınlarda  meme kanseri riski % 32 artarken,  günde  300 mcg  folik asit kullanan kadınlarda meme kanseri riskinin %5 arttığı görülmüş.

Folik asitin etkisi nasıl olur?

Folik asit DNA metilasyonunda önemli rol oynar ve östrojen resptörleri genindeki  bu  aberent metilasyon  östrojen restörü  gen ekspresyonu kaybıyla alakalı olabilir. Folik asit eksikliği hormon negatif meme kanseri artışıyla ilişkilidir.Yüksek folik asit alımı ER (-) meme kanseri riskini azaltabilir.

Sonuç olarak ; İçilen alkolün türünden çok miktarı önemlidir  ve Alkol kullanım miktarı ile meme kanseri gelişim riski açısından doğrusal bir doz yanıt ilişkisi vardır. Birde beraberinde hormon replasman tedavisi varsa ve/veya folik asit eksikliği varsa durum daha da dramatikleşir. Alkol tüketimini azaltan ya da kesen kadınlarda , meme kanseri riskinin de azalmış olacağı  görülmektedir.Alkolsüz günler dileği ile…

Sağlıcakla kalın.

Yrd Doç Dr Özlem Uysal Sönmez

İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

Her sekiz kadından biri, hayatının bir döneminde meme kanseri ile karşı karşıya kalmakta otuz kadından biri de meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetmektedir. Yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler meme kanseri riskinde azalmaya neden olabilir .

Resim

Ülkelere göre insidansta farklılıklar görülebilse de bugünün bilgilerine göre her sekiz kadından biri, hayatının bir döneminde meme kanseri ile karşı karşıya kalmakta otuz kadından biri de meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetmektedir. Meme kanseri ile ilişkili çok sayıda risk faktörü tanımlanmıştır. Risk faktörlerine gözatmadan  önce şunu bilmeliyiz ki; risk belli bir tür kansere yakalanma olasılığını gösterir ancak  risk faktörüne sahip olmanız, o hastalığa yakalanacağınız anlamına gelmez.  Hiç risk faktörünüz yokken kanseri yakalanabileceğiniz   gibi risk faktörü varlığında da kanser gelişmeyebilir.

 Meme Kanseri risk faktörleri şu şekilde kategorize edilebir: 

*Demografik özellikler (cinsiyet, yaş, ırk/etnisite vb)

*Reprodüktif öykü (ilk adet  yaşı, doğum yapma ve sayısı, ilk tam dönem hamilelik yaşı, menapoz yaşı, emzirme, infertilite, düşük yapma),

*Ailesel/genetik faktörler (aile öyküsü, bilinen veya şüphe edilenBRCA1/2, p53, PTEN veya meme kanseri riski ile ilişkili diğer gen mutasyonları),

*Çevresel faktörler (30 yaşından önce toraks bölgesine radyoterapi,hormon replasman tedavisi, alkol kullanımı, sosyo ekonokim düzey, vb.),

 *Kişisel meme kanseri öyküsü, meme biyopsi sayısı, atipik hiperplazi veya lobüler karsinoma in situ, dens meme yapısı, atmış vücut kitle indeksi…          

Meme kanseri günümüzde önemli bir sorundur. Yaşlı nüfusun artması , çevresel faktörler ve yaşam tarzındaki olumsuz değişikliler nedeni ile kanser olgularında artış dikkat çekmektedir. Ancak erken tanı ve gelişen tedavi yöntemleri ile tedavisi mümkün bir hastalıktır. Yeni tanı konulan meme kanserlerinin  yaklaşık yarısı menarş, ilk canlı doğum menopoz, proliferatif meme hastalıları  gibi bilinen risk faktörleri ile açıklanabilir. %10 aile hikayesi ile ilgilidir. Meme kanseri gelişme riski, bağlantı tam açıklanamamasına rağmen, yaşam tarzı ve çevresel faktörler tarafından modifiye edilebilir. Bu nedenle  günlük yaşam tarzınızda yapacağınız basit ama önemli değişikliklerle ( alkol ve sigaradan uzak durmak, fazla kilolardan kurtulmak, hareket etmek gibi)  kansere  yakalanma riskimizi  büyük oranda düşürmeniz mümkün. O halde harekete geçmek için neyi bekliyoruz..

Sağlıcakla kalın..

Dr Özlem Uysal Sönmez

İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı