Category Archives: ONKOLOJİ PALYATİF BAKIM

Ölüm de sığmaz satırlara

•Doğum gibi, yaşam gibi, ölüm de sığmaz ki satırlara•

Herkes kendi hikayesinin içinde yaşar, ancak yaprak yaprak açılan zamanın sayfalarında değişir herkese göre hikayenin kahramanları…
Satırda ya da sayfa aralarında durduğunuz yer farklıdır o an çünkü.

Benzeşmeler, kesişmeler, duygudaşlıklar, kan ya da gönül bağı, adına ne koyarsanız koyun O pek çok rolle, hikaye içinde akar da akar, hem de yaşam hikayenizin her girdabında.

Yaprak yaprak, satır aralarında hep yaşar, zamanın içinde hangi sayfada, hangi satırda karşınıza çıkacak bilemezsiniz, o hikayeye gireceği yere çoğunlukla kendi karar verir masallardaki Peri gibi…

Hikayeye her girişi sevgi, umut, iyilik, şefkat ve yeni bir öğretidir. Gülümsersiniz yaşayan satırlarda, yaşama dair metiyeler dizi dizi akar yine yeniden aranızda, acıyı, yaşamı bal eylersiniz. Hikayenizden ara ara her çıkışı başka bir hikayede parlayışıdır. Feyz olur O, o ara başkalarına…

Ya tüm hikayelerden o sessiz ancak gürültü çıkışı… İşte o an!!! Can ve hayal kırıkları batar yaralarınıza… Hikayenizin en önemli kısmını dolduran satırlar eksilmiş gibi gelir… Bir kalem kırılmıştır o an bin parça hıçkırıkla.

Sonra bir anda aklınızı başınıza getiren cümleleri gelir aklınıza! Bir an sesi çalınır kulağınıza, kalp duvarınıza hızlıca vurur yankısı. Acı bir tat burulur tarifsiz duygularınıza, satırlarınıza bir gülümseme kondurursunuz sulansa da hikayeniz bu kez gözyaşınızla!

Unutmak istemediğiniz hiç bir kahraman hikayeden ayrılmaz, sizinle sizdedir. Ölümsüzdür.

Kirpiğinizin ucunda bir damlada, kalbinizde incecik bir sızıda, hikayenizin silinmeyecek satırlarında, sesli sessiz cümlelerinizde, SEVGİ’de…

Biz istemezsek kaybolmaz ki hikayelerimizin kahramanları biz yaşadıkça onlar, bilinmeyen ve görülmeyen bir mekandan hikayemize gülümseyerek göz kırpmaya devam eder. Kendi sonsuz özgürlüğünden ve kendi bütünlüğünden.

•Pek çok rolle hayatımda var olan Bilge kadın manevi teyzemin sonsuz anısına ithafen, kaybettiğimiz kahramanlara•

Evren’den

Pandoranın Kutusu

Antik döneme ait bir efsanedir. Prometheus, Olympos’tan ateşi çalar. O zamana kadar ateş insanlar tarafından bilinmiyordu. Ateşi çalar ve insanlara verir. Bunu öğrenen Zeus çok sinirlenir ve Prometheus’u, hiç kimsenin yaşamadığı kafkasya’daki dağların tepesine zincirler. 

Bir kartal gelir ve her gün taşların üzerinde yatan Prometheus’un karaciğerinden bir parça yer. Prometheus ölmez. Karaciğeri kendisini yeniler. Ertesi gün kartal tekrar gelir ve karaciğerinden bir parça daha  yer. Çilesi bitmez zavallı Prometheus’un. Ateşi çalmıştır, ateş bir metafordur insanlara akıl ve buna bağlı güven vermiştir. Eh bu da Zeus’u çok kızdırmıştır. 

Prometheus, Herkül tarafından kurtarılır. Ancak, Zeus ayağındaki zincirin çıkmasını engeller. Böylece Prometheus’un cezası devam eder. 

Bütün bu işkenceye rağmen Zeus insanlara hala çok kızgındır. Daha büyük cezalar vermek ister ve oğlu Hepaistos’u çağırır, balçık çamurdan bir kadın şekillendirmesini emreder. Yani Pandora’yı. Bütün Olympos sakinleri hediyeler verir Pandora’ya. Zeus’un armağanı ise bir kutudur. Pandora’ya bu kutuyu açmamasını söyler. Eğer kutu açılırsa çok kötü şeyler olacağını söyler. 

Onu insanların arasına gönderir. Prometheus’un ikiz kardeşi Epimetheus’un kapısını çalar güzeller güzeli Pandora. 

Pandora o kadar güzeldir ki, Epimetheus ona aşık olur ve hemen evlenirler. Mutlu bir hayat sürerler. Kutu hep evlerinin baş köşesinde ve kilitli olarak durmaktadır. 

Pandora, kutunun içindekileri merak etmektedir. Yasak olması bu merakını iyice arttırmaktadır. Sonunda merakına yenik düşer ve kutuyu açar. 

PANDORANIN KUTUSU AÇILINCA

İçinden, Hastalık, keder, ıstırap,yalan, riya, şiddet, nefret gibi insanları mutsuz edecek bütün kötülükler ortaya saçılır. Pandora büyük bir pişmanlık duyar ve kutuyu hızla kapatır. 

Kutunun içinde tek bir kötülük kalır: UMUT. 

Umut kötülük müdür? Böyle düşünen filozoflar var. Biri Nietzche. 

Nietzche:  “umut en son kötülüktür, çünkü işkenceyi uzatır” der. Onun görüşleri de Stoacılar adında bir felsefe okuluna kadar dayanır. 

Aslında yaratılmış her şeyde tanrının suretini gören, insana tanrının iradesinden bir kısmının bağışlandığını ve seçme özgürlüğü sebebiyle diğer yaratılmışlardan üstün olduğu gibi panteik bir inanç sistemi geliştiren bu filozoflara tarikat demek daha doğru olur ama biz felsefe okulu diyelim.  

STOACILAR

Stoa, saçak demek. Pazar yerlerinde dükkanları korumak için antik dönemde saçakların örttüğü koridorlar vardı. Filozoflarda bu saçaklarda yürüyüp gençlere felsefe dersleri verilirdi. Antik dönemde bu okulun kurucusu Kıbrıslı Zenon’dur. Aslında bir tüccar olan Zenon okuduğu bir kitaptan etkilenerek, işi gücü serveti bırakıp kendini felsefeye vermiştir. Yetmiş yaşına kadar güzel bir yaşam sürmüş önerdiği yol ise bir çeşit okula dönüşmüştür. Bu okulun en ünlüleri, Denizli’li (Hieropolis) Epiktetos, Roma’yı yakan imparator Neron’un öğretmeni Devlet Adamı Seneca ve Gladyatör filminden hatırlayacağımız, Roma’nın beş büyük imparatorunun sonuncusu bilge kral Marcus Aureulius’tur. 

Stoacılar’da “Umut bir afyondur” derler. Bu felsefeye göre hayatın amacı erdemli olmaktır. Mutluluğun tek bir yolu vardır: o da hiç kimseden,  hiç bir şey beklememek… 

ERDEM

Stoacılar ahlakın ilk yarısını akıl ile, ikinci yarısını da erdemlerle açıklıyorlar. En önemli erdemler: 

Bilgelik

Yiğitlik

Adalet 

Dürüstlük

Ölçülü olmak’tır. 

Hayat adil olmayan, acımasız bir yerdir. Erdemli bir insan büyük bir felakete bile gülerek bakabilmelidir. Tüm felaketlerle yiğitçe savaşmalıdır. 

İnsanın en büyük korkularından biri olan ölüme savaş açmazlar. Stoacı’lar: ölümden korkmazlar. Aksine ölümü seçebilmeyi ve vaktinde ölebilmeyi erdem sayarlar. 

KADERİMİZSE ÇEKERİZ

Denizli’de bir köle olarak doğan, Epiktetos, daha sonra Bulgaristan’da bir okul açmıştır. Onun güzel bir sözü var: “Mutluluk ve özgürlük tek bir prensibi net olarak anlamakla başlar: bazı şeyler sizin kontrolünüzdedir, bazıları da değildir”. 

Kaderci bir bakış açısı diyebilirsiniz. Bir anlamda öyle ama kontrolünüz dışında olan şeyleri ayırt edip kabul etmekten bahsediyor. Tamamen teslim olmaktan değil. 

BASİT YAŞAM

Bu okulda, basit bir yaşam tercih edilmiştir. Basit yiyecekler, basit kıyafetler. Daha sonra yokluğu hissedilmesin diye lüksü baştan hayatlarından çıkarmışlar. 

İsa’dan 3 asır önce yaşamış Zenon, İsa gibi basit bir yaşam sürmüştü. İsa ile aynı çağda yaşayan Seneca ise, İspanyol bir şövalyenin oğluydu, iyi bir hatipti, avukatlık ve senatörlük yapmış, İmparator Neron’un hem hocası hem de baş yardımcısı olmuştu. Roma’nın en ihtişamlı dönemlerinden birinde imparator olan Marcus Aurelius  gibi Seneca da sade bir yaşamı seçmişti. 

Özünde kölelere, ezilmişlere daha uygun bir felsefe olmasına rağmen, mutluluğun ve huzurun sade bir yaşamda olduğunu bulmuşlar demekki. 

Zaten bu yüzden köleliğe de karşı çıkmışlardır. 

Evreni yöneten bir iradenin olduğuna ve bu iradenin bir kısmının insana geçtiğine (Külli irade, cüz-i irade), bu yüzden insanların eşit olduğuna inanıyorlar. 

Özetlersek, bu okul, basit yaşamayı, erdemli olmayı, zorluklar karşısında yiğitçe savaşmayı ve dayanıklı olmayı öğretiyor. Diğer taraftan ise hiç kimseden hiçbir şey beklememeyi. Umut bir afyondur diye düşünüyor. 

UMUT KÖTÜ BİR ŞEY Mİ? 

Bu sizin bakış açınıza bağlı. Pandora efsanesinin bir başka versiyonu da var. 

Zeus’un Pandora’ya hediye ettiği kutunun içinde sadece iyilikler vardı. 

Pandora merakına yenik düşüp kutuyu açtığında, bütün iyilikler Olympos’a geri döndü. Geriye ise yine sadece umut kaldı. 

Böylece bütün iyi şeyleri kaybetmiş oldu. 

Ancak elinde dünyadaki tüm zorlukları ve kötülüklerle başa çıkmasını sağlayacak bir tek iyilik kalmıştı: UMUT. 

ŞAMPİYON

Hepimiz hayatımızda en az bir yarış kazandık. Spermin o uzun koşusunu. Yüz milyon sperm arasından birinci olduk ve dünyaya geldik. 

Kimine göre hayat bir armağandır. Kimine göre ise bir ceza. Siz nasıl görürseniz öyledir. Tıpkı en büyük korkumuz, ölüm gibi. Kimi durumda bir armağan kimi durumda ise bir cezadır ölüm. 

Doğum ve ölüm birer kapıdır. Yaşam bu iki kapı arasındaki yolculuk. Hepimiz bir şampiyonlukla başlarız yaşama, 

“Bütün şampiyonlar, bir sonraki yarışta kaybedebilirler. Bir kişiyi şampiyon yapan, bir gün kaybedeceğini bilmesine rağmen yarışa devam edebilmesidir!” 

Umut, beklentiyi ve acıyı arttırır belki, ama yaşam bütün zorluklarına rağmen mücadeleyi hak eder. 

Bir gün tökezleyip düşersen yada yenilirsen yarışta, 

Tekrar kalk ayağa 

Tekrar yarış. 

Yolda karşına çıkıp seni düşüren taşlar kontrol edemeyeceğin şeylerdi belki ama. Tekrar kalkmak ve tekrar yarışmak senin elinde. 

Hadi Şampiyon. 

Sıra sende. 

Asla umudunu kaybetme!

 Prof. Dr. Gökhan Akbulut 

19 Mayıs 2020 

Bu Yazı izmirgazetesi’nde 21 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanmıştır

https://www.izmirgazetesi.com.tr/pandoranin-kutusu-makale,239.html

Palyatif Bakım Hayat Kalitesini Arttırıyor

Foto-Hastane(1)
Palyatif tedavi, destek tedavidir.. Hastaların şikayetlerini gidermek, onları rahatlatmak için yapılan tedavilerdir. Örneğin; kansere bağlı ağrısı olan ya da yemek yiyemeyen hastaların sıkıntılarını gidermek için uyguladığımız tedaviler destek tedavilerdir.

Palyatif bakım örgütlenmesi nasıl olmalıdır?
Palyatif bakım giderek önem kazanan bir konu.Yalnız onkoloji alanında değil, bir çok kronik hastalık için de tedavinin olmazsa olmaz parçası. Palyatif bakım örgütlenmesi Avrupa ve Kuzey Amerika’da uzun yıllardır var. Türkiye’de ise önemi ve eksikliği son yıllarda anlaşılmaya başlandı. Bu sebeple son 1-2 yıldır az sayıda merkezde palyatif bakım üniteleri açılmaya başladı.

Palyatif bakım örgütlenmesinin multidisipliner olması gerekiyor. Çünkü, kanser hastalarının destek gerektiren şikayetleri çok yönlü ve çok sayıda branşın ortak çalışmasını gerektiriyor. Bir diğer önemli nokta hastaların son dönemde değil, tanı anından itibaren bu palyatif bakım ünitelerine yönlendirilmesi. Çünkü kanser hastaları her evrede şikayetleri doğrultusunda destek tedaviye ihtiyaç duyabiliyorlar. Artık biliyoruz ki, palyatif bakım ünitelerine erken yönlendirilen hastaların yalnız yaşam kaliteleri değil, yaşam süreleri de artıyor. .

Bunun dışında Kuzey Amerika’da “hospis” denilen sistemler var. Hospisler yaşam beklentisi 6 aydan kısa olan hastalar için düzenlenmiş palyatif bakım örgütlenmesi. Hospisler iki şekilde hizmet veriyor; hasta evinde uzmanlar tarafından belirli aralıklarda ziyaret ediliyor, reçeteleri yazılıyor ve gerekli tedavileri yapılıyor ya da hastalar hospislere yatırılıyor ve destek tedavi alıyorlar.
Türkiye’de palyatif bakımı genelde onkologlar ve dahiliye uzmanları yapıyor ama henüz düzenli bir palyatif bakım örgütlenmesi olduğunu söylemek münkün değil.

Palyatif kemoterapi, palyatif radyoterapi ve palyatif cerrahi arasındaki farklar nelerdir? Hangi durumlarda uygulanır?
Palyatif ve küratif tedavi birbirinden farklıdır. Küratif tedavi; tümöri yok etmeye, kür elde etmeye yarayan tedavi yöntemidir. Cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi küratif amaçlı uygulanabilen tedavilerdir. Palyatif tedavideki amaç ise, tümörü yok etmek değil, kanserin oluşturduğu yan etkileri ve şikayetleri azaltmaktır. Bu amaçla da cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi kullanılabilir.

Örneğin kemiğe metastaz yapmış kanseri olan hastanın kemik ağrısı şikayeti varsa bu bölgelere ışın tedavisi (radyoterapi) verilerek hastanın ağrısı dindirilebilir. Tümör tedavi edilmiş olmaz, fakat ağrılar geçer.

Palyatif cerrahiye örnek vermek gerekirse; sinire bası yapan bir tümörü olan hastanın buna bağlı kuvvet kaybı veya ağrıları varsa, buradaki baskıyı engelleyici veya giderici cerrahi işlemler yapılabilir. Bu işlem tümörü yok etmedese de hastanın şikayetlerini giderecektir.

Palyatif kemoterapi ise ilaçlı tedavi yöntemidir. Tedavi ile kanserin tam olarak yok edilemeyeceği hastalara ilaç verilerek yaşam kalitesi artırılabilir.Örneğin; hastanın ağrıları vardır, kemoterapi ile tümörü küçültülür ve ağrıları geçer. Kemoterapinin bu durumlarda başka bir amacı da hastanın yaşam süresini uzatmaktır.

“Kanserli hastalarda Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında en az ağrı kesici ve morfin türevi ilaç kullanan ülkelerden biridir.”

Palyatif kanser hastalarında en sık karşılaşılan semptomlar nelerdir?
En önemli semptomlardan biri ağrıdır. Hem hastalarda hem de doktorlarda; “Şimdi ağrı kesici verirsem/kullanırsam, ileride verecek/kullanacak ağrı kesici bulamam” korkusu var. Fakat bu yanlış, çünkü kullanabileceğimiz ağrı kesicilerin sınırı yok. Artık elimizde çok sayıda ağrı kesici ilaç/yöntem var. Bazı doktorlarda morfin grubu ilaçların hastada alışkanlık yapabileceği ya da bir süre sonra hastanın tolerans kazanıp ağrılarının kesilmeyeceği korkusu var. Bunlar yanlış, çünkü kanser hastalarında ağrı için kullanırsanız morfin bağımlılığı gelişmiyor. Ağrı dışı sebeplerle morfin alıyorsa, tabii ki hastada bağımlılık gelişebilir. Hasta yakınlarında da aynı yanlış inanış var. Hastaya morfin yazıyorsunuzhasta yakını bağımlılık yapacak diye hastaya morfini vermiyor. Kanserli hastalarda Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında en az ağrı kesici ve morfin türevi ilaç kullanan ülkelerden biridir.

Ağrı kesiciyi ağrı olduğu zaman vermek en büyük yanlışlardan biridir.
Kanser hastalarının en büyük korkularından biri olan ağrının tedavi edilmemesi demek, çok ciddi bir yaşam kalitesi bozukluğu demektir. Ağrı kesiciyi ağrı olduğu zaman vermek en büyük yanlışlardan biridir, çünkü kanser ağrısı genelde sürekli bir ağrıdır Düzenli aralıklarla ağrı kesici vermek gerekir. Ağrı olunca verirseniz, normalin iki katı kadar ağrı kesici vermek zorunda kalıyorsunuz. Düzenli aralıklarla verirseniz, hastanın yaşam kalitesi artar, ağrısız bir yaşam sürebilir.

Oral olarak alınan ilaçlar da en az diğer ilaçlar kadar etkilidir.

Çok sayıda ağrı kesici ilaç vardır, morfin ve türevlerini kullanmaktan hiçbir şekilde korkulmamalıdır. Eğer kalıcı bir ağrı değilse, ağrıya sebep olan durum ortadan kalktıktan sonra morfin kesilebilir. Hastalar genellikle enjeksiyon olarak uygulanan ilaçların oral yollardan alınan ilaçlardan daha etkili olduğunu düşünüyorlar, fakat oral olarak alınan ilaçlar da en az diğer ilaçlar kadar etkilidir. Hasta enjeksiyon için birilerine ihtiyaç duymadığı için de daha konforludur.

Bulantı ilaçlarının doğru ve zamanında kullanılması önemlidir.

Diğer bir sorun ise beslenme. Bazı hastalar yemek borusu tıkanıklığı, iştahsızlık, bulantı ve kusma gibi sorunlar yüzünden beslenemiyor. Bulantı ve kusmayı önleyici çok etkin ilaçlar bulunmaktadır. Bunları doğru kullandığımız zaman hastalarımızın %90’ına bu durumu hiç yaşatmıyoruz. Bulantı ilaçlarının doğru ve zamanında kullanılması çok önemlidir.

Uykusuzluk, nefes darlığı, öksürük ve psikolojik sorunlar da son derece önemli semptomlardır ve bunların da etkin tedavileri vardır.

İlaçtan başka semptomatik tedavi yöntemleri nelerdir?
Girişimsel yöntemler kullanılabiliyor. Hastanın ağrıyı hissetmemesi için sinir blokajı yapmak, radyoterapi ve bazen cerrahi yöntemler yapılarak ağrılar kesilebiliyor. Her durum için ilaçlar olduğu gibi radyoterapi ve cerrahi gibi yöntemlerle de palyasyon sağlanabiliyor.

Hasta ve hasta yakınlarının bilinçlenmesi son derece önemli.

En kritik konu ağrıdır. Ağrının önlenebilir olduğu, ağrısız yaşamanın mümkün olduğunu bilmek son derece önemlidir. Hasta ve hasta yakınlarının bilinçlenmesi son derece önemli, aynı şekilde doktorunda korkusuzca ilaç verebilmesi önemlidir. Doktor bu konuda çekingen ise hasta veyakınlarının ısrar etmesi gerekiyor.

Prof Dr Başak Oyan Uluç
İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı
Yeditepe Üniversitesi Tıp fakültesi
Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı

İzmir’de Destek Evi Çalıştayı Yapıldı

İZMİR’DE DESTEK EVİ ÇALIŞTAYI YAPILDI
Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü , İzmir Kuzey Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve E.Ü. Tıp Fakültesi İç. Hastalıkları ABD. Geriatri Bilim Dalı’nın öncülüğünde kurumlar arası işbirliği ile düzenlenen “Destek Evi ( Hospis ) Çalıştayı “5 Mayıs 2014 Pazartesi günü saat: 09 . 00 ile 18.00 arasında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Narlıdere Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde yapıldı.
Yaşamının son döneminde bulunan hastaların ya da ilerlemiş kronik hastalığı olan terminal dönem hastalarının bu süreci huzur ve yüksek bir yaşam kalitesiyle yaşamaları için batı ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde yaygın olan hospis merkezlerini ülkemizde de açmak ve yaygınlaştırmak amacına yönelik ilk adım İzmir’de düzenlenen ‘Destek Evi (Hospis) Çalıştayı’ ile atıldı. Çalıştay Başkanlığını Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı ve Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fehmi Akçiçek, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Gökhan Akbulut ve Aile ve Sosyal Politikalar İzmir İl Müdürü Zafer Yıldırım’ın yaptığı çalıştaya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğünden yöneticiler, Ege Üniversitesi , Dokuz Eylül Üniversitesi, Katip Çelebi Üniversitesi, Adanan Menderes Üniversitesi ve Celal Bayar Üniversitesinden akademisyenler, hastane yöneticileri çeşitli branşlardan doktorlar, hemşireler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları , eğitimciler katıldı.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İzmir İl müdürü Zafer Yıldırım açılışta yaptığı konuşmada Avrupa ve Amerika’da oldukça yaygın olan hospis hizmetlerinin ülkemizde de yaygınlaşması, sağlık çalışanlarının desteğini alması ve bu hizmetlerin sosyal güvenlik kapsamına alınması gerektiğini söyledi. ülkemizde artan yaşlanma olgusuyla birlikte bakım modelleri ve yeni sunum olanaklarının daha fazla gündeme geldiğini aktaran Yıldırım, İzmir’de Palyatif bakım merkezleriyle başlayan çalışmanın hospislerle neticeleceğini belirterek, ‘Bizde üzerimize düşen görevleri üst seviyede yapmış olacağız.’ dedi.
Açılış konuşmaları sonrası yapılan oturumlarda ’Destek Bakım ve Destek Evi Kavramı’,‘Destek Evi Kimlere Hizmet Vermeli?’ ‘Destek Evinde Hizmet Sunumu Nasıl Olmalı?’ ‘Destek Evinde Mimari Nasıl Olmalı?’ Konuları ele alındı. Tıbbi tedaviye daha fazla yanıt vermeyen son dönem hastalar ile ilerlemiş kronik hastalığı olan hastaların semptom kontrolünün sağlandığı, ev ortamına sahip Mekanlarda, kimlere, nasıl ve hangi mimari yapıda hizmet verilmesi gerektiği konuları tartışıldı.
Çalıştay kapanış oturumu başkanı Zekeriya Ertaş çok verimli bir çalıştay geçirdiklerini, sonuçların Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlamakta oldukları yönetmeliğe önemli katkılar sağlayacağını belirtti. Palyatif Bakım çalışmalarında İzmir’in öncü rol oynadığı vurgulanarak destek evi çalışmalarında da bu öncü rolün sürdürülmesi gerektiği belirtildi. Türkiye’nin ilk destek evinin ( hospis ) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı işbirliği ve Üniversitelerin katkılarıyla İzmir de açılması çalışmalarına başlanacağı belirtildi. destek evi çalıştay program