Category Archives: Sanat

Çember

Blues efsanesi B.B. King’i dinliyorum. Koyu lacivert bir gitarı var. Dünyanın en önemli gitar markası onun adını taşıyan bir gitar yapmış.

Mi Minör gamı içinde bulunan 8 sesin hep beşinci sesini alırsanız gitaristlerin kutu dedikleri bir durum ortaya çıkar. Bu kutu içindeki seslere doğru basarsanız, mi minör akorları ile uyum içinde bir ses duyulur.

Solo gitar, ritim gitar ve bas gitar bu seslere basar, birbirini tekrar ediyormuş gibi görünen ama kendi içinde tamamen özgün olan bir durum ortaya çıkar.

BB King, blues müziğin yaşayan efsanesi olarak, yaşına ve o tonton haline rağmen ruhunda hissediyor mi minör pentatonik kutusunu.

Belki aynı kutu içinde bir aşağı bir yukarı çemberler çiziyor ama her seferinde tamamen özgün tamamen farklı bir melodi çıkıyor.

Parmakları ne çok hızlı ne çok yavaş. Tam olması gereken yerlere basıyor.

***

Muhteşem bir solo.

Arkada, orkestra, sabit bir ritmi Mi Minör üzerinden yavaş yavaş çeviriyor. Aynı çemberin içinde.

Her seferinde aynı döngü. Ne fazla ne eksik.

Hafif çatlak gırtlağı ile şarkıyı söylemeye başlıyor BB King, sonra nakarat,

Sonra gene aynı döngü ve soloya giriyor.

Tek kelimeyle muhteşem.

Tam olması gerektiği gibi.

***

Aklıma Ahmet Haşim’in Merdiven şiiri geliyor.

“MERDİVEN

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…”

Hayat merdivenini anlatır bu şiirinde Ahmet Haşim.

Türk edebiyatının en büyük şairi.

Lise edebiyat derslerinde bu ne işimize yarayacak diye burun kıvırdığımız, klasik kalıplardan biri olan Mefâilün Feilâtün Mefâilün Feilün (Fa’lün)” kalıbı ile yazılmıştır.

Bütün satırlar döngüseldir. Aynı kalıp içinde ses bütünlüğü ile yazılmıştır.

Her satırda tekrar başa döner.

Tıpkı BB King’in elektro gitarı ağlatarak çaldığı kalıplardaki gibi.

Şiirin ve müziğin kendi içindeki matematiği böyle bir döngü üzerine kuruludur.

“Sular sarardı… yüzün perde perde solmakta,

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…”

diyor merdiven şiiri. Hayat merdiveninin akşamına doğru bakıyor Ahmet Haşim, Gökyüzündeki muhteşem kızıllık, kararan hava ile birlikte kaybolmakta.

“Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?”

Öyle bir kızıllık ki, gülleri kanatıyor, bülbüller bile kan içinde,

Suyun üzerinde bir yangın

Mermer bile tunç rengine dönmüş.

Belli ki hüzün sarmış akşam ile birlikte.

GEÇİCİLİK

Doğanın en temel kuralıdır. Her şey geçer. Güneş doğar, batar. Gündüz de geçicidir, gece de.

Fırtına çıkar, şimşek çakar yağmur yağar. Geçer gider.

Felaket olur yağmur, sel olur.

O da geçer, belki biraz kum kalır.

Güneş açar, içimizi ısıtır, mutluluk verir, eh o da geçer.

İktidarlar, efendiler, krallar, hepsi geçicidir.

Zenginlik, mal mülk..

Sağlık da geçicidir, Hastalık o da geçer gider.

Doğanın ve hayatın en temel kuralıdır.

Her şey geçicidir.

Bir çemberin içinde kendini tekrar eder.

Emekleyerek çişimizi tutamadan, annemizin ellerinde mama ile beslenirken başladığımız hayata aynı şekilde veda ederiz.

Bu yüzden basit yaşamalıyız. Basit ve döngüsel.

Mutluluğun sırrı bu basitlikte ve geçici olan hayatı kabul etmekte gizlidir belki…

Birbirini tekrar eder gibi görünse de arada mutlaka muhteşem notalar ve dizelerin farkına varmaya engel değildir bu basitlik.

“Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta..”

Kızıla çalan güzel akşamlarınız, aydınlık sabahlarınız olsun.

——————

Prof. Dr. Gökhan Akbulut

http://www.gokhanakbulut.com

Bu yazı 18 Haziran 2020 Tarihinde İzmir Gazetesinde yayınlanmıştır

https://www.izmirgazetesi.com.tr/cember-makale,256.html

Blues Boys Tune, BB King- Live

.

Resim

Ludwig Richter anılarında anlatır:

Gençliğinde bir gün, üç arkadaşıyla Tivoli’de belirli bir manzara parçasının resmini yapmak üzere biraraya gelirler. Dördü de resmi yaparken tabiattan kıl payı ayrılmayacaklardır.  Ancak model aynı olduğu, hepsi gözlerinin gördüklerine tam bir doğrulukla bağlı kaldığı, hepsi de yetenekli sanatçılar oldukları halde resmin sonunda, dört ressamın kişilikleri kadar birbirinden apayrı dört resim ortaya çıkar.

Richter bundan, nesnel görüş diye bir şeyin asla var olmadığı ve her sanatçının renk ve şekilleri, kendi mizacına göre, başka başka yollardan kavradığı sonucunu çıkarır.

Heinrich Wölffilin

Sabahattin Ali

1948 yılında bu gün hayata gözlerini yumdu Sabahattin Ali. Nasıl öldüğü şaibeli bir muammadır.

Hala kitapları en çok satanlar listesinde olan yazar, şair ve öğretmen: hayatı sıkıntılar ve ekonomik zorluklar içinde geçti. Bu gün hala en popüler olan romanı “Kürk mantolu madonna” Hakikat gazetesinde 48 bölüm halinde tefrika edilmişti. Ancak Sabahattin Ali telif parasını alamamıştı. Gazetenin sahibi Cemal Hakkı romanın beğenilmediğini söylemişti.

Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… aŞk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!” Aşkı böyle tarif eder Kürk Mantolu Madonna romanında.

Bu romanı okuyalı bir 20 yıldan fazla oldu. O zaman ilk kırk sayfasından çok etkilenmiştim. Açıkçası yarattığı distopya, karakterlerin jest ve mimiklerinin sade analizi, onun muhteşem gözlem yeteneği, Dostoyevski kadar iyiydi. Dünya çapında bir yazar diye düşünmüştüm. Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan hala popüler romanlar. Çağını aşmış bir yazar.

Leylim Ley, Aldırma Gönül, Göklerde Kartal Gibiyim, Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz gibi bir çok şiiri bestelenmiştir.

Bu sıkıntılı günlerde iyi gelecek, onun güzel bir şiiri ile kapatalım:

Bu günlerde geçer, her şey geçicidir…

“Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz dibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma…

Mutluluk günü

20 Mart dünya mutluluk günü. Birleşmiş milletler 2012 yılında 20 mart gününü danya mutluluk günü ilan etmiş. Son yıllarda bazı ülkelerde “mutluluk bakanlığı” kurulduğu söyleniyor.

Mutluluk beynimizde salgılanan 4 tane kimyasal madde ile direk ilişkili bunu biliyoruz. Bununla ilgili bir yazı yazdım bir kitap incelemesi.

Merak edenler aşağıdaki kaynakçadan inceleyebilirler.

Ama ben bu gün mutluluğun resminin hikayesini anlatmak istiyorum.

Nazım Hikmet’in o güzel şiiri. Nazım Hikmet ve Abidin Dino iyi arkadaştırlar. Nazım Hikmet, çok sevdiği eşi Vera ve Abidin Dino Seine Nehrini gören bir otelin çatı katında kalmaktadırlar. Gece yarısı olmuş Vera uyumaktadır.
Nazım, Saman Sarısı şiirini yazmaktadır. Yanında Abidin Dino son yaptığı resimle uğraşmaktadır.

Nazım Hikmet arkadaşı Abidin Dino’nun resimlerine büyük hayranlık duymaktadır. Bunu “Abidin uçsuz bucaksız hızın renklerini döktürüyor” dizelerinden anlıyoruz.

Saman Sarısı şiirini sarı saçları ile eşi Vera’ya atfetmiştir Nazım Hikmet. Belki onun mutluluğunun resmi saman sarısı saçlardı.

“SAMAN SARISI

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin ?
İşin kolayına kaçmadan ama
Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin

Gerçekten bu resmi yaptı mı? Abidin Dino, yoksa başka türlü mü cevap verdi. Bunu da size bırakıyorum sevgili okur.

Sahi siz kendi mutluluğunuzun resmini yapabildiniz mi?

Kaynakça:

Mutlu Beyin Kitap İncelemesi

Baykuş Figürleri

Mimar Sinan‘ın unutulmayan eserlerinde gizlenmiş olarak bulunan “BAYKUŞ FİGÜRLERİ”nin hikâyesi nedir ?

Baykuşlar Yunan kültüründe bilgeliğin, eski Mısır’da ise uygarlığın temsilcisiydi.

Dünya tarihindeki birçok kültür ve uygarlıkta farklı anlamları olan baykuşun Anadolu’da ise ölüm habercisi ve uğursuzluk sembolü olduğuna inanılırdı.

Oysa baykuşlar sadece eskiden ağır hasta olan evlerde ışıklar genelde sabaha kadar yandığından o evlere ya da ışık alabildikleri elektrik direklerinin yakınlarındaki hanelere konar ve böylece ışıkta avlayabileceği hayvanlar hareketli olduğundan daha net görürdü. Ama evdeki hasta öldüğü zaman da ihale ona kalırdı. “Baykuş kondu, baykuş öttü ondan oldu, ondan öldü” vs …İnançlar, hurafeler hep böyle neden aramalar, hayaller ve yakıştırmalar üzerine çıkmamış mıdır zaten?

Mimar Sinan, eserlerinde bilgeliğinden mi, sevdiğinden mi yoksa Yunan mitolojisindeki sanat, akıl, barış ve savaş tanrıçası Athena gibi dünyaya indiği zamanlar ölümlülere baykuş olarak görünmek istediğinden mi bilinmez, baykuş formlarını hep işlemiş; bizlere de eserlerindeki bu akılalmaz incelikleri hayranlık ve saygıyla selamlamak kalmıştır.

Alıntıdır

Duvarı Resimli Ev

Banksy diye bilinen sanatçı, kimliğini halktan gizlemek için epey çaba sarf etmiştir. İngiltere’nin Bristol kentinin yakınlarında 1970 yılında doğmuş ve doğduğu yerde sokak sanatına tutku duymaya başlamıştır. İlk grafiti eserleri, 1990’ların başında Bristol yöresinde binalara, reklâm panolarına ve diğer kamusal yüzeylere elle ve yazı spreyiyle yaptığı resimler olmuştur. İlk eserleri zaman alıcı olduğundan, çalışırken polis tarafından yakalanma riskini arttırmıştır.

1990’ların sonlarından 2000’lere kadar Banksy resme harcadığı zamanı azaltmak için önceden üretilip, boyanın yüzeye belli biçimde aktarılmasını sağlacak zarif şablonlar denedi.

Ne olursa olsun, Banksy, tercih ettiği araçla sokak sanatını icra etmeyi günümüze kadar sürdürmüştür.

Resimlerinin çoğu isyankâr olmaktan çok alaycıdır. Bir resminde elinde resim fırçası tutan iri bir farenin üzerinde şunlar yazılıdır :

“Zamanımız çok ama söyleyecek sözümüz pek yok. ”

Banksy’nin kendine has sokak sanatı faaliyetlerinin en büyük özelliklerinden biri bir kez yapılıp bittiğinde nadiren aktarılabilir ya da taşınabilir olmasıdır. Kimse bir binanın duvarına yapılan bir eseri kolayca satamaz. Ancak Banksy tarafından evlerinin duvarlarına resim yapılan şanslı insanlar, sonradan o evleri ” duvarı resimli ev ” olarak satmıştır.

Sanat 101

Geleneksel Sanata da Vinci Eli (röportaj)

Zeki GÜMÜŞ

zeki.gumus@aksam.com.tr

Cerrahide ilklere imza atan Prof. Dr. Gökhan Akbulut, hobi tutkunu bir hekim. En son Da Vinci robotuyla işlediği çiniyle dünyaya adını bir kez daha duyurdu. İşte sıradışı profesörün hikayesi…

Osmanlı sanatının gururu çini, gelişen teknolojinin gözbebeği cerrahi robotla buluştu. Motor sporlarına olan tutkusu, resim ve müzik sevdasıyla adından söz ettiren Genel Cerrah Prof. Dr. Gökhan Akbulut, cerrahi robot daVinci Xi ile çini yaparak dünyada bir ilke imza attı. Akbulut, ünlü nakkaş Karamemi’nin bir figürünü çalıştığı 5 santimetre çapındaki çiniyi cerrahi robotun babası Gary Guthart’a hediye ederek, hem teşekkür etti hem de Osmanlı sanatını dünyaya bir kez daha hatırlattı.

ASLINDA ÇİNİ HER YERDE

Aslen Kütahyalı olan Akbulut, yetiştiği toprakların kendisi üzerindeki etkisine ilişkin “Osmanlı topraklarında toplu ilk sözleşme 16. yüzyılda çini işçileriyle Kütahya’da yapılmış. Çini yüzyıllarca geriye giden bir sanat. Çini sanatını her yerde görürsünüz. Mesela Kütahya’da tam ortada bir vazo var, onu her gün geçerken görürsünüz. Aslında fark etmezsiniz ama oradaki zarafet, incelik zamanla sizi eğitir” dedi.

SANATA CERRAHİ MÜDAHALE

Akbulut, çini çalışmasıyla asıl amacının cerrahi robotun detaylı işler yapabildiğini anlatmak olduğunu söyledi ve şunları ekledi: “Robot, cerrahi anlamda hemen her şeyi yapabiliyor. Ama insan elinin sınırlarının ötesine geçebilecek kadar detaylı işler yapabileceğini anlatmak istiyordum. Açıkçası görüntüler hoş olsun istedim. Türklerin çiniyle ilişkisi Kütahya, İznik, Çanakkale gibi Anadolu topraklarındaki Karahanlar’a kadar gidiyor. Dolayısıyla bu toprakların bir sanatı çini. Bunu da dünyaya duyurabileceğimiz bir yöntem olabilir mi, ikisini birleştirebilir miyiz diye düşündüm. Dolayısıyla denemeye karar verdim.”

NAKKAŞ İNCELİĞİNDE YAPILDI

Yaklaşık 2 gün boyunca cerrahi robotla çini çalıştığını kaydeden Akbulut, “Gerekli izinleri aldıktan sonra robotu depoya indirdik. Çalışmalarım 2 gün sürdü ve eğitim uçlarını kullandım. Tabii bunlar hastalarda kullandığımız uçlar değil. Hakikaten zor ama robotla yapılabiliyor. Bir nakkaş inceliğinde işi detaylı yapabiliyorsunuz. Tabii bu işin içine girince görüyorsunuz ki o insanlar bu işi aşkla yapmışlar. Üç desen çalıştık. Karamemi usulüyle bir lale ve karanfille Hatayi kompozisyon yaptık” diye konuştu. Akbulut, çini çalışmasıyla birlikte nakkaşların maddi kazançtan ziyade aşkla işlerini yaptıklarını belirterek, “Karamemi’nin çalıştığı Kanuni Sultan Süleyman döneminde kayıtlar var. 29 kişi çalışıyorlar ayda toplam 214 akçe alıyorlar. Bu o zamanlar için bir kişinin kendisini çok zor geçindirebileceği bir rakam. Ama ortaya çıkan eserlere bakıyorsunuz, oradaki zarafet, incelik yani insan bakmaya doyamıyor. Oradaki tezhip sanatçısı esasen o insanlar. O desenler aynı zamanda çini ve seramikte de kullanılmış. Yaygın olarak halen kullanıyoruz o desenleri. Doğadan esinlenilerek yapılmış, o yumuşaklık, o zarafet, o renklerdeki fırça darbelerindeki incelik, hassasiyet o kadar zor ki. O kadar ince çalışmışlar. Bu iş ancak aşkla yapılır. Hakikaten karşılığında parasal olmak üzere bir şey de almamışlar” dedi.

TEK KAREDE İKİ DEHA

Cerrahi robotla yapılan dünyanın ilk çinisini ABD’ye Guthart’a hediye olarak gönderdiğini dile getiren Akbulut sözlerini şöyle sürdürdü: “İlham verici bir hayatı olan Gary Guthart’a dünyada cerrahi robotuyla yapılmış ilk çiniyi hediye ettik. Kutuda benim çiniyi yaptığım gün daVinci Xi önünde çekilmiş fotoğrafımla yaptığım 5 cm çapında bir çini deseni durdu. Desenin yanında İngilizce olarak kısaca ne yapıldığı anlatıldı. Yazının altında tek satır olarak ‘16. yüzyıl, Karamemi usulü lale desenidir’ diye yazıldı. O da bize bir fotoğrafla beraber teşekkür yazısı gönderdi. Böylece ABD’de de bu deseni tanıtmış olduk.”

Çini için ilk adım Fatih Sultan Mehmet’ten

“Aslında Osmanlı’da çalışmalar Babanakkaş ile başlıyor. 15-16. yüzyılda öğrenci olan Babanakkaş, Şahkulu ve Karamemi bir silsile esasen. İlginçtir ki Fatih Sultan Mehmet çiniyi kendi topraklarımızda geliştirelim diyerek ilk adımı atıyor. Çini normalde adı üzerinde Çin’den geliyor porselenler. Özellikle camilerde, saraylarda aynı zamanda eşyalarımız arasında da kullanalım istiyoruz. Böyle olunca İznik’te başlıyor. Orada içinde kuvartz olan bir çamur var. O çamurdan seramik yapmaya başlıyorlar ve oradan saraya çok yakın nakkaşlar oluşuyor.”

Fırçayla çalışmak ameliyattan zor

“Cerrahi robotta 3 tane 5 santimetre çapında klasik desenlerde çini yaptım. Boyaların hepsi geleneksel yöntemlerle hazırlanıp, Kütahya’dan geldi. Bir plaka için yaklaşık 3.5-4 saat uğraştım. Önce çiziyorsunuz, tahririni yapıyorsunuz ki fırçaya hakim olmanız gerekiyor. Fırçayla çalışmak ameliyat yapmaktan zor söyleyeyim. İncecik desenler var, çok küçük alanda çalışıyorsunuz ki bilerek en küçük plakayı tercih ettik. Detaylı çalışabilir miyiz görmek istedik. Bunun mümkün olduğunu da görmüş olduk. Klasik desenleri yad edelim ve dünyaya da bu robot aracılığıyla da geleneksel sanatımız tanınsın istedik. Dünyada bir ilk oldu.”

Hayatı sanat güzelleştiriyor

Hekimliğinin yanı sıra müzik ve resimle de ilgilenen iki kız çocuğu babası Akbulut, zaman yönetimine ilişkin şunları söyledi: “İnsan isterse her şeyi yapabilir. Bu bir tercih meselesi. Çocukları da mesela yönlendirebilirsiniz. Benim iki kızım var onlarla ortak hobilerimizin olması bizim hem beraber geçirdiğimiz vaktin kalitesini artırıyor hem de bir sanat ya da sporla uğraşmış oluyorlar. Çünkü kısa bir hayatımız var ve hayatı güzelleştiren en önemli şey sanat.”

Wd

Röportaj için tıklayınız. 

Hayatınızın sanatçısı olmak

“Hayatınızın Sanatçısı Olmak”

Yargıladığınız, kusursuz olmaya çalıştığınız ya da fazlasıyla so­rumlu/ sorumsuz olduğunuzda algıladığınız şeyi negatif olarak uçla­ra götürür, sevgi ve şükrana yer bırakmazsınız.

Güzel bir Çin deyişi bana berrak bir zihinle anda olmanın gücünü anımsatır:

“Ambarım yandı kül oldu ya, şimdi artık ayı daha rahat görebilirim.”

Algınızı değiştirmek için bilinçli bir şekilde sanatçı, bir sevgi mimarı haline gelin.

Sanatçılar yıkık bir kulübeye bakıp harabe­nin ötesinde cevheri görür.

Gerçek bir sanatçı olanı bilmezden gelmez, sadece olabilecek olan üzerine hayal kurar ama önünde­ki işi bilir ve bundan heyecan duyar.

Açık bir algı ve merak duygusuyla zihniniz ve yaşam koşul­larınızı sürmekte olan harika bir yeniden biçimlendirme tasarısı olarak izleyebilirsiniz.

Merak ve iyi bir doz mizah, ciddi, kendine yönelik çağdaş zihni baştan sona elden geçirmede en iyi panze­hirdir. Yeni gözlerle görme sanatı varlığınızın kısıtlayıcı yapısı­ na sadece bakıp değişime dram yaratmadan, mücadele etmeden karşılık vermenizi sağlayacaktır.

Siz sürmekte olan bir çalışmasınız. Özünüzün dışında yaşa­maya eğitildiniz.

İçe yolculuğunuzun hangi noktasında olursanız olun, şefkati kendinizden esirgemeyin. Kendinizi ne zaman baş­kalarıyla kıyaslasanız bir geri adım atmış olursunuz.

Gözünüz bunda olsun ama kendinize karşı da yumuşak olun. Yıkıcı bir eleştirmen değil, yaratıcı bir sanatçı olma seçiminizi hatırlayın!

Heathares Amara

Toltek Dönüşüm Yolu

World’s first tile pattern painted by Prof. Akbulut with da Vinci Xi

Dear Prof. Gökhan Akbulut
We received your beautiful and precise work by our Turkish distributor Cordamed.
It is an honor for us to receive the first tile pattern of Turkish art which has been done with our da Vinci Xi system.
 
Please find the attached photo  this tile box in front of us.
They really admired your commitment on high standard of care (both on patients and tiles) that you are determined to provide with da Vinci ecosystem.
 
We would like to thank you once again as Intuitive.
 
Regards,
 
Gary Guthart 
CEO and President

1020 Kifer Rd
Sunnyvale, CA 94086-5304 USA
Intuitive.com

 

İlk çini’nin hikayesini dinlemek için aşağıdaki link’i tıklayın
İlham verici bir hayatı olan Gary Guthart ‘a dünyada cerrahi robotu ile yapılmış ilk çiniyi hediye ettik. Cordamed aracılığı ile Amerika’ya Gary Guthart’a ulaştırdık. Önünde duran kutuda benim çiniyi yaptığım gün daVinci Xi önünde çekilmiş fotoğrafımla daVinci Cerrahi Robotu ile yaptığım 5 cm çapında bir çini deseni duruyor. Desenin yanında ingilizce olarak kısaca ne yapıldığı anlatılıyor. Yazının altında tek satır olarak 16. yüzyıl, Karameme usülü Lale desenidir yazılı.
Gary Guthart gibi bir basketbol sahasında basketbol oynarken NASA ya giden bir yolu hazırlayan cerrahi robotu planlaması ne kadar ilham vericiyse, 16. yy nakkaşı Karamemi’nin doğadaki bir laleyi bir kil tabakanın üstüne nasıl aktarılacağı ile ilgili bir stil geliştirmesi de o kadar ilham verici. Dünyayı daha güzel bir yer haline getiren bu büyük insanlara selam olsun.

Gary Guthart (President and CEO) and Dave Rosa (Executive Vice President and Chief Business Officer)
Gary Guthart (President and CEO) and Dave Rosa (Executive Vice President and Chief Business Officer)
Bülent Boz  ve Hasan Ertaş ( Intuitive Global Marketing Director CEO)
Karamemi üslubu Lale

Düş zamanı yolcuları

DÜŞ ZAMANI YOLCULARI

Aborjinler için ‘Rüya’ çok ayrı bir anlama sahiptir. Rüya görmek önemli bir ritüeldir ve bu durum, alternatif tıbbın yoluna da ışık tutmayı başarabilmiştir.

Öyle ki, Didgeridoo adı verilen Aborjin çalgılarının tamamen uyku seansları düzenlemek için çalındığı düşünülmektedir.

Günümüzde “Uyku Apne Sendromunu” tedavisi için alternatif yöntem olarak Aborjin çalgılarının sesleri kullanılır.

Aborjinler için uyku geçmiş, gelecek ve şimdinin bir karmasıdır ve Aborjinler için “düş görmek bir iletişim aracıdır”.

Onların inancına göre, hiç kimse ölmez ve yaşam son bulmaz çünkü gerçek hayat rüyalarda görülen dünyalardır ve bu dünya, ‘düş zamanı’ denilen bir çizgide ilerler.

Ölüm ve doğum bu düş zamanının parçalarıdır; hayat döngüsü rüya ile başlar ve devam eder. Aborjinlerin olabildiğince sade kalan hayatları ve medeniyetlerini geliştirmemelerindeki en büyük etken de bu felsefedir.

Aborjinler dünyayı o kadar fani görürler ki, deyim yerindeyse bu dünyaya dikili tek bir ağaçları bile olmadan yaşayabilmeyi başarmışlardır.

Aborjinlerin belirgin özelliklerinden birisi de telepati yetenekleridir.

Seslerini, şarkı söylemek ve ritüel yapmak için kullanan Aborjinlerin, duygu ve düşüncelerini algı yoluyla iletmekte oldukları düşünülür.

Aynı soruya birbirleriyle konuşmadan ortak cevap veren Aborjinlerin, kendi aralarında telepati yeteneklerinin ne derecede yoğun yaşandığı da tamamen çoğumuzun anlayamayacağı türden bir algı boyutu…

Bir Aborjin’e verilen bilginin, herhangi bir görüşme olmadan diğerinden edinilebilmesi de bu düşünceyi kuvvetlendirmektedir.

Her ne kadar bu konuda kesin bir bilimsel kanıt ortaya çıkartılmamış olsa da, mevcut testlerde ilkel hayatını koruyan, asimile olmamış Aborjinlerin telepatiyle iletişim kurduklarına dair bilgiler oldukça yoğundur.

İşte tam da burada şöyle bir not düşmeliyim; telepati yeteneğinin gelişmesi ve kullanılır olmasındaki en büyük etken, Aborjinlerin hayatlarında yalana yer olmayışıdır.

Yalana yer olmamasından da ziyade Aborjin kültüründe “yalan”, tanımlanmış bir kelime bile değildir aslıda. Yalan olmadığı için de duygularını tüm gerçekliğiyle karşı tarafa aktarmaları, zihinsel bulanıklıkları olmadığı için mümkün hale gelebilmiştir.   

Dip Not:

Aborjinler; Öz benliklerini yitirmeyen, zaman perdesini yırtarak, dikey ve sonsuz zaman algısının “düş yolcuları”…

Onların yaşamlarına bakınca şu soruyu sormadan edemiyorum.

Gelişmişlik ve zenginlik ölçütü;

Dışarı doğru alınan ve teknolojinin her türlü imkanını, bilimsel başarılarını yaratan, ancak her şeyi hızla tüketen, buna rağmen ‘değişim’ düğmesine kendi içinde basamayan insanlığın modern dünyası ve saatinde mi saklı;

yoksa öz benliğe- birliğe- doğru alınan yolculuğunun zamandan bağımsız ancak sonsuz ve zengin ‘düş zamanında’ mı?

Düzenlenmiştir✍🏻

Evren’den…

« Önceki Yazılar